14 Aralık 2013 Cumartesi


Şans: boru zannettiğin floresan lambayı zemine bir kaç kez vurmama rağmen kırılmamasıdır.

Pek çok kez ailemden kaçma isteğim oldu. Ama sanırım hiç bu kadar belirgin olmamıştı. Zaten onlarla büyümemiş olmamı şu ara şanstan sayıyorum yani. Sanırım dün annem abimi aramış. Abimde Gezi Parkı ile ilgili olan eski yazılarımı okumuş sanırım tekrar. Sonra annemi bildiğin doldurmuş. En son annem bana sen Müslüman değil misin? Peygamberini sevmiyor musun diye bile sordu.  Nasıl bir algı oluşturmuşlarsa Atatürk'ü sevince onları sevemiyoruz sanki. Abimleri anlamaya çalışayım diyorum ama yok yani mantığım algılamıyor. Tamam birini ya da bir şeyi seversin, laf söyletmesin ama bu kadar tapmanın anlamı yok bence. İçinde minik bi parça hep sorgular acaba doğru mu diye. Bende öyle oluyor yani ama sanırım onlarda öyle bir parça yok. Onlar gibi olmadığım için yok etmeye mi çalışıyor nedir anlamadım yani. Bi rahat bırak ya çek git işte işine. İyiyim ben kendimle. 

Çalışırken cebimde taşıyorum telefonumu. Takoz ya sanırım önemsemedim, yine çalışırken cebimden düşmüş. Zeminden gelen çarpma sesini duyunca fark ettim yere ekranının üzerine yapışmış telefon. Aldım onu kapağını falan gayet taktım baktım çok normal görünüyordu. Tekrar cebime koydum. Bi süre sonra molaya çıkınca ne alemde bir bakayım dedim. Biraz da Okyanus'a yazarım diye düşünüyordum. Tuş kilidini açmamla ekran gitti. O mola boyunca ekranı 10 saniyeden fazla açık tutamadım. Telefonu açıyorum normal şifreyi falan da giriyorum sonra gidiyor ekran. Mola bitince düzeldi. Tekrar gitmedi. Ama bu kez fark ettim ki mesajlarımı silmiş! ne var ne yok hepsi gitmiş. Damla'ya anlattım bunu "telefonun intikamı fena olmuş" dedi. Hak verdim bende, bıraktım kendi haline...

Bilgisayarım biraz kafayı yedi. Skype açmıyor, açtığında da bilgisayarı kullanamıyorum. Her şeyi iptal ediyor sonra skype'ı kapatmam bile dakikaları buluyor yani. Sonra başka yerlere bakayım dedim belki virüs falan bulaşmıştır diye, bir sürü programla ayrı ayrı tarattım ama yok. Casus yazılım taramaları da yaptım o da yok. Her yolu denedim yani sorunu bulamadım. Bilgisayarı yedekledim bende çökmesini bekliyorum şimdi.

Evde yemek yapmıyoruz pek. Buna rağmen Damla'nın evden gelecek fırınını hevesle bekliyorum. Çok seviyorum halbuki yemek yapmayı ama ben vakit bulamıyorum Damla'da aynı benim gibi olunca çoğunlukla tost yapıyoruz. Bir de makarna. Makarna vazgeçilmezdir. Bol makarnalı günler...


Mavi


"Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi
bir renk değildir mavi huydur bende
ve benim yetinmezliğimdir
ve herkesin yetinmezliğidir belki
denecektir ki bir süre
ve denenecektir
bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstünü düşünmekten başka nedir ki."

Mavi en sıcak renktir'in yorumlarına bakarken buldum bunu. Belki filmde geçiyordur belki sadece kişi kendisi yazmıştır, bilemedim. Ama çok sevdim.

3 Aralık 2013 Salı

Kıyı


Tam gülümsediğinde gözlerine acının yerleşmesi kadar kötü ve çaresiz bırakan bir şey yok. Belki yanılıyorumdur diye düşünmek istiyorum ama duygular pekte yanılmaz dimi.

Çoğu zaman pek çok şeyi o an unuturum. Bazen bazı şeyler yaparım asla unutamam. Üzerine bir yenisi eklendiğinde bir zinciri tetikler gibi hepsini hatırlatırlar bana. Vicdan en iyi acı çektirme yöntemim kendime. Ve ben en çok kendimi affetmem.

O'nu üzdüm. Basit bir düşüncesizlikle üstelik. O kadar da değil. Tam bir aptallıkla yaptım bunu. Bu olalı bir süre oldu tabii ama arada mesajlara dönüyorum ve tekrar tekrar vicdanımla karşılaşıyorum. İyi bir ders olsun bu da diyorum sonra diğer mesajlarını okumaya başlıyorum. İyi ki var diyorum O.

Evimizde taşındık, şimdilik gayet iyi idare ediyoruz. Bu haftasonu da yazılı ehliyet sınavına gireceğim. Sonra dolap almak için beklemedeyim. Basit şeyler var yani hayatımda. Basit bir insanmışım gibi hissettiren.

Eskiden bir şey yapardım ve bir sürü umut getirirdi beraberinde bu. Mesela yılbaşı yaklaştı, her yıl piyango bileti alırım. Bu yıl alsam da çıkmayacak diyorum ama annem alacaksın bana bir tane dedi. Belki kendime de alırım bilmiyorum. Ama hiç çıkacağına dair bir umut besleyemiyorum. Çıkarsa şunları yaparım diyeceğim bir listem yok. Ama olsa sanırım her şeyi Okyanus ile olacak geleceğimize adarım.

Dün akşam çocuklardan konuştuk. Koymayı düşündüğümüz isim vardı, 2. çocuk olursa onun adı ne olacak diye sordum. Sevdiğim bir ismi söylemiştik ondan vazgeçtim. Öyle aklıma olabilecek başka isimler geldi ama sorun ya da sorun değil olay diyelim şu ki, bütün isimler O'nu çağrıştıran ya da onunla bağlantılı isimler. Doğrudan O'nun adını vermeyi bile düşündüm bir an. Sonra Okyanus ya da Deniz geldi. Böyle şeyler işte. Bir karara varmadım geleceğe bıraktım bende. O'nunla birlikte bir isim buluruz nasılsa, tabii bebeğim olursa. Anlamsız ve gereksiz olmasına rağmen ya çocuğum olmazsa diye korkmuyor değilim hani.

Zaman kavramını kaybettiğim pek çok an oldu. Ya da belli dönemler, sınav haftası gibi. Hiç biri bu kadar kötü olmadı sanırım. Sürekli bir koşuşturmanın içindeymişim gibi geliyor ve ben yetişemiyorum artık. Uyumak istiyorum, günlerce hiç kalkmadan o yataktan.

İş konusuna gelmişken hayatımda pek çok kötü gün yaşadım. Hayatım sağ olsun pek severim kötü şeyleri ve hepsini üst üste getirmeyi bir şekilde beceriyorum yani. Mıknatıs gibiyim bir yerde. Geçen günlerden birinde kötü günler listemde ilk 10'a girecek bir gün geçirdim. Hiç kendimi bu kadar sinirli bu kadar kötü hissetmemiştim. Bütün gün sakinleşmeyi başarmak bir yana sürekli ama sürekli bu öfkeyi arttıracak şeyler oldu. Ciddi anlamda olmaz bu kadar dedim ama oluyor yani. Bende bir şeylik var ama anlamadım. Bir ara tamamen koptum artık, kameraların olduğu iş yerimde makineye bir kaç kez vurmuş olabilirim. Bir ara ışığa denk geldi. Lamba kırılmadı ama etraf bir anda karardı. Ona bile kızdım yani. Bu durum böyle akşama kadar devam etti işte. Bunun bir kez daha böyle olmaması için uğraşıyorum şimdi. Biri bir şey söylediğinde "kızar sana" gibi bana ne diyorum. Artık bıraktım yani en kötü kovar çokta umurumda olmaz diyorum. Kendimi sakin tutabilmek için denediğim bir şey işte bu da.

Not almayı istediğim pek çok şey olmasına rağmen hiç birini tekrar hatırlamak istemiyorum onun için yazmayacağım. Şimdilik burada bırakacağım.

İyi geceler.

11 Kasım 2013 Pazartesi

Ufak ufak



Ben geldim yine uzun zamandan sonra. Yazacak bir sürü de şeyim vardı aslında ama pek vakit bulamadım sanırım.

Öncelikle sevgilimin doğum gününden başlayım. Öncelikli olan o yani şimdi. Gerçi üzerinden resmen 10 gün geçti ve hiç bir şey yazamadım ya. İzmir'e gittim işte, 1 kasım sabahının köründe uyandırdım onu. O da terminale geldi beni almaya. O'nu görmek çok güzel bir şey ya, sarılabilmekte öyle. Önce bi kalbinin durmasını sağlıyor ama sonra kalbin olduğunu, yaşadığını hissettiren zamanlar geçiriyorsun. Çok güzel bir gündü ya. Normalde te en başta hiç eve gitmem diye planlıyordum bu boya ıslak kalmadan önceydi, sonra eve bırakıp çıkarız dedik bu da annesinin işe gideceğini öğrenmeden önceydi. Annesini seviyorum bu arada çok tatlı annecim ama şimdi bir günlük gidiyorum sonuçta bir sürü şey sorup sevgilimi zorda bırakmasın diye öyle düşünüyordum. Neyse evde de fazla kalmadık zaten kahvaltıdan sonra öğlen oldu, kardeşi geldi bizde çıktık. Bowling'de bir güzel yenildim. Daha önce sadece bir kez oynamışım yani topu nasıl tutacağımı çoktan unutmuşum ben o mu kalır yani aklımda. Neyse ki önce o başladı tutma şeklini görebildim. Zaten bir kez de minik delikleri olan bitane seçmişim parmağımın sıkışması ile top bildiğin havadan uçup gitti. Alanın ortasından resmen küt diye ses çıktı ya da bana öyle geldi. Bence zemini incelesinler orada bir hasar vardır. Zaman sonra inat eder gibi hızlandı.. Hangi ara gitme vakti geldi bilmiyorum, tekrar terminalde kendimi kontrol altında tutmaya çalışıyordum. Sonra otobüse bindim ve artık tutamadım. Umarım camdan bir şey görmemiştir, gülmek içinde zorluyordum o ara kendimi. Yolda defterini okudum, yazdığı günlükleri. İşte kısaca böyle geçti sevgilimin doğum günü ama çok güzel bir gündü. Umarım yeterince mutlu olmuştur... O'nu çok seviyorum.

***

Fark ettim ki ben öfkeliyken müthiş hızlı çalışıyorum iş yerinde. Fındıktaykende böyleydi ondan önce de otelde. Bir şeye sinirlendiğim zaman sanırım hıncımı eşyalardan alıyorum yapmam gereken işi hemen bitiriyorum ya. Geçen akşam şefe bir kızdım, fırçamı da attım adam ondan sonra melek oldu. Hem yardım etmeler hem de sistemi öğretmeler. Lan ben oraya geleli 2 ay oldu sen niye o zaman öğretmedin de şimdi gösteriyorsun. Kızmam gerekiyormuş valla. Makineyi hızlandırmanın yolunu bile öğretti. Sayesinde şuan yatsam bile benim yerime çalışacak bir makinem var. Mutluyuz biz böyle. Buradan çıkacak ders şu ki bazen kızacaksın bir şeylere.

***

İnsanlara bir şeyi bir kaç kez söylemeyi sevmiyorum. Bir şey istemeyi de sevmiyorum, bu bilgidir, cevaptır ne olursa olsun. Bir kez söylemişsem üstelik bunu bir kez daha yapmışsam yeterli, sonra o insana kızıyorum ama yine de tekrarlamıyorum bunu. Yardım meselesi de öyle, yapabileceğim bir şeyse zaman da kaybettirse kendi başıma yapmaya çalışıyorum.

***

Ev tuttuk! Bunu yazmayı nasıl unuturum ya. Damla'nın köyünden ev sahibimiz. Kirası azıcık fazla ama eve girince anladım nedenini, inşaat yeni bitmiş her şeyi ile tamamen yeni lan ev. Hatta lavabolar falanda geçen gün takıldı. Bizde cumartesi günü köye gidip orada hazır olan eşyalardan aldık. O eve bildiğin fakir girişi oldu yanlız çünkü bizim hiç eşyamız yoktu. Bugün evin büyük eksiklerini tamamlayacağız, yarın da buz dolabını ve oturma grubunu hallettikten sonra geriye küçük eksikler ve temizlik malzemeleri kalıyor. Sanırım onlarda yarın alınır bende perşembe ve cuma evi temizleyip yerleştiririm. Cuma akşamı umarım evimizde olacağız. Hayırlısı bakalım. Yanlız var ya birikim olmadan eve çıkmak çok zor. Bunu gayet net bir biçimde anladım yani. Ondan şimdiden para biriktirmeye başladım ki İzmir'e gitmeyi planlıyorum sonuçta yani orada da annem koşacak değil peşimde. Bu arada kıyamam ya evde pişireceğimiz şeyleri bile hazırlayıp koymuş.

He bir de sürücü kursuna kaydoldum. Lan çok ters zamana denk geldi ya, bu hafta içi her akşam dersim de var. İş yerini hallettim o konuda zaten 2 gece ve 1 gündüz gideceğim işe yerime de bir abi bakıyor ama ev meselesine ters düştü. Neyse olacak bir şekilde Evimiz var bizim ya!!!

Şimdilik bu kadar pekte iyi bir yazı sayılmaz ama kayıt tutmak şart tabii. Gideyim de ben bir şeyler yiyeyim yoksa bütün gün aç dolaşırım yine.

(Şu yazıyı yazabilme nedenim bulduğum kablosuz internetten Percy Jackson'ı indirirken yavaşlamaması için başka bir şey yapmıyor oluşumdur. Ama napiiim çok bekledim o filmi. Şimdi bir de alt yazısını bekleyeceğim :|  )

19 Ekim 2013 Cumartesi

Tarihler

Pek çok tarihe gün saydım. Hepsi bir şeylerden kaçmak içindi ama. Yaz tatillerinde okula dönüş için günler saydım mesela. Oteldeyken eve dönüş için saymıştım. Fındık zamanları bitişi için. Şimdiye kadar günleri hep bir şeylerden kaçmak için saydım. Gelsin geçsin ve kurtulayım istedim hep tarihlerden. Doğum günümü bile hiç beklemişliğim yoktur yani. Şimdi tekrar tarih sayıyorum üstelik ilk kez kaçmak için değil aksine gelmesini istiyorum. Gelsin ve kavuşayım benim için güzel olacak günlere. O'nunla yaşamaya...

***

Bayramda eve gittim her zamanki gibi. Arefe gününün akşamı gittim akşam 9 gibi yattım annemin korumasında kimse de gelip uyandıramamış beni. Herkese o sabah çalıştı yorgun deyip kovmuş başımdan. Sabahta geç kalktım ama yeterince geç değil. Kurbanlık kesim işlemlerine yeni başlamışlardı. Zorladım kendimi, izledim kesmelerini. Canice biraz biliyorum ama izleyemezsem yemeyecektim de. O kanın akışını ve hayvanın çırpınışlarını gördüm. O an çok etkilemedi. Sonra o eti bana doğrattılar. Yine canice biliyorum ama kanın rengini seviyorum. Sonrasında yiyemedim fazla o kısım ayrı. 

Etçil bir hayvan(!) olduğumdan hiç düşünmediğim şeyler vardı. Şimdi biraz Okyanus'un hayatımda oluşu ve fazlaca tereddütlerimin arasında bir yerde neden hayvanların böyle bir bedel ödediklerini düşünmeye başladım. Onlar masum sonuçta, doğanın gerektirdiği gibi yaşamaları gerekiyor. Gerekiyor diyorum çünkü biz insanlar olarak hayatlarına müdahale ediyoruz. Konuşurken kendi aralarında, abim "onlar bizim yaratıldı" dedi, hayvanlar için söylemişti bunu. Doğru gelmedi bana neden bilmiyorum. Eskiden bu görüşü bende savunurdum. Biraz insanlığı üstün tutardım. Neden bizim için yaratılsınlar ki? Bencilce değil mi bu? 

İslam'ı düşünmezsek eğer kurban kısmı hep şeytanın bir eylemi değil miydi? Korku filmlerinde, kitaplarda falan hep öyle okudum ya da gördüm. Belki sadece benim aklımda kalandı bu. Biri masum bir şeyi katleder ve istekte bulunur, gerçekleştirmeyi ve kullanmayı istediği güç kendine bahşedilir. Hemen hemen her şeyde bunu gördüm. Bu bayramda da istemsizce aklım ona gitti. Böylesine masum şeyleri resmen katlettik ve yedik lan. Cennete gitmek için üstelik. Bizden istenen buydu çünkü. Yavaş yavaş bütün düşüncelerim, savunduğum her şey yıkılmaya başladı. Bir neden bulamıyorum da. Bağdaştırdığım şeyler çok yanlış belki. Bu konuda da yeterince bilgi sahibi değilim muhtemelen ama bütün bayram boyunca aklımdan çıkmayan şeylerdi bunlar. 

***

Az önce O'nu izlemediğimi sanıyordu. Ciddileşti ifadesi. Yazmaya devam etti. Bazen durdu kaşların çattı, cümleyi toparlamaya çalışıyor diye tahmin ettim. Belki sadece bir şeyi hatırlamaya çalışıyordu. Ya da belki kızmıştı. Bazen dudakları kıvrıldı, gülüşünün aksine somurtmak için. Onu izlediğimi fark ettiğinde gülümsedi. Yeniden yazıya döndüğünde de sanırım biraz panik oldu. Kimsede sevmediğim kadar çok seviyorum gülüşünü. Gülümsemesi bana dünyayı verebilir... Ve geri kalan her şeyi unutturabilir.

Doğum günü yaklaşıyor. Fena halde panik olmuş durumdayım. Ne yapacağım ben yaaa?!?

4 Ekim 2013 Cuma

Ruhunu kilitle


Hayat kıçını kaşırken iş arkadaşına yakalanman kadar acımasız.

İş arkadaşım? Uzun biraz burası, yapabildiğimce anlatacağım ama. Annemden daha fazla para almayı kaldıramadığım zaman acil iş olaraktan bir fabrikadayım, bildiğin işçi yani. Basit bir işim var her şey otomatiğe bağlıyor bir yerden sonra. Tek istedikleri hızlı olman. Hepsi bu. Grafiker değilim yani olmam gerektiği gibi. Bu içimde kapatamadığım bir yara sanki. Yanlış anlaşılma olmasın hiç bir işi küçümsemem. İyi bir çöpçü bile olurum, yani dert değil benim için. Her işi yapabilirim ciddi anlamda. Mesele şu ki lisede 3 yıl üniversitede 4 yıl tasarım eğitimi alıyorsun sonra iş bulamıyorsun. İşte canımı acıtan şey bu. Sürekli aklıma takılıyor, sonucu kendimin beceriksizliğine bağlıyorum. Sanırım birazda kaldıramıyorum bunca şeyden sonra başarısız olmayı.

Birazda korku başladı artık, bu kadar fabrikada işi öğrendikten sonra yeniden başka bir işe başlamak korkutuyor. Her yerde bir eğitim zamanı olacak, işe alınmama gibi durumum olacak. Her şey olabilecek şeylerde ve baştan başlamaya sanırım cesaretim ya da gücümde kalmadı. Belki bayramdan sonra bir yerlere bakarım. Bilmiyorum.

İşten kalan zamanlar evde geçiyor. Gerçi işim gereği bolca tatilim var ama ciddi anlamda uykusuzluk ve yorgunlukta var. Dahası hiç kendime vakit ayıramıyorum. Kitap okuyamıyorum, film izleyemiyorum en basit hali ile bulmaca bile çözemiyorum. Her şey o kadar hızlı ki yakalayamıyorum. Gerçekten yaşadığımı hissettiğim zamanlar ya Okyanus ile ya da Damla ile konuşuyor oluyorum. Geri kalan zamanlar ruhumu bir yere hapsetmişim gibi. Vücudum kontrolü ele alıyor, söylenen şeyleri yapıyor ve o kadar. Aslında iyi de yapıyor, düşünmüyorum, hissetmiyorum sadece yapıyorum işte. 

Bir gün işten çıktım sabah. Durakta beklerken bir teyze geldi. Bana gelinini anlatmaya başladı, kanserden öldüğünü falan. Oğlunu da anlattı. Adın ne senin dedi aklıma ilk olarak Okyanus geldi sonra hatırlayabildim gerçek adımı Efsun dedim.  Çalışıyor musun diye sordu evet dedim. Sonra anlatmayı bıraktı muhtemelen çalışıyor olmam oğluna alması için uygun aday konumundan çıkardı beni. Bir kaç kişiden sonra uygun bir aday daha geldi bu defa ona anlatmaya başladı her şeyi ama ona adından önce yaşını sordu sonra da sen oğlumdan büyüksün almam seni dedi. Kız sadece güldü geçti. He kadından kurtulamadım benimle hastaneye kadar geldi.

Şimdilik bu kadar. Bütün gece çalıştım ve uyumam gerek ama yapabilir miyim bilmiyorum. Okyanus ile konuşmak istiyorum, O'na yeterince vakit ayıramıyorum biliyorum ve onu çok özlüyorum...

22 Eylül 2013 Pazar

...


Kendimi hep konuşmayı sevmeyen biri olarak düşündüm ya da gördüm. Ciddi anlamda da insanlara bir şey anlatmak ile ilgili sorunlarım var. Herhangi bir olay hakkında mümkün olan en kısa özeti sunarım onlara, onu bile anlatamam yani o derece gereksiz bir kişiliğim. Canımı sıkan şeylerde de önce kendim atlatırım sonra bilmesi gerekiyorsa ya da yakınsa öyle birine anlatırım yine özet geçerim ama o konuda pek ayrıntıları beceremem. Okyanus'ta böyle değil ama O'na her şeyi anlatmak istiyorum ya, bütün gereksiz ayrıntıları bilmesi gerekmese de her şeyi. Yine de bu kötü olan şeyleri anlatabildiğim anlamına gelmiyor. Onlar konusunda hala sıkıntılarım var. Konuşma kısmına dönersek evet bazen telefonda sessizleştiğimiz anlar oluyor ama konuşmak istiyorum sadece ne söyleyeceğimi nasıl toparlayacağımı bilmiyorum cümleleri. O an her şey aklımdan uçup gidiyor. Yine de saatlerce konuşabilirim ya da sessizliğini bile dinlemek güzel O'nun. Bir de ses tonunu çok seviyorum ya.

Bir de bir süredir sıkıntılı olduğum başka bir şey var ki kelimeleri unutuyorum. Eş anlamlı olabilecek şeyleri, ciddi anlamda unutuyorum yani. Oysa bir sürü şeyi okuyorum bence biliyorum da sadece o an gidiyor aklımdaki her şey ve normal bir şeyi bile anlatamıyorum.

Ev arıyoruz şu ara bu minik memleketimde kalmak için. Şehir olaraktan geriye dönüş yaptık ve okulun açılışına denk geldiğinden evimiz yok. Bir sürü ilan gözden geçirdik ya çok pahalılar ya da bize vermiyorlar. Gerçi zaten ev kalmamış ya 2-3 hafta önce bir sürü şey olabilecekken şimdi neredeyse hiç ilan yok. Bizde de kriterler var hani doğalgaz olacak, camlar sağlam olacak, 1. kat olmayacak gibi şeyler. Birazda bunların getirdiği şeylerle şimdide evsiziz işte. 

Bütün bunların içinde eve çıkmayı en çok onun battaniyesi için istiyorum. Sahi söylemedim dimi, bana battaniye almış o. Çok tatlı bir şey, sırf ona sarılıp uyuyabilmek için istiyorum işte. Hırkası var bir de bende. Şimdilik yanımda taşıdığım bu. Saçma biliyorum ama geceleri onunla uyuyorum sanki bana sarılan Okyanus'muş gibi. Şimdilik battaniyesini getiremiyorum çünkü. Bir de bende kalan eşyalarına kimse dokunsun istemiyorum. Yıkanacakları zaman bile makineye ben atıp ben çıkarmaya çalışıyorum, minik ve bazen saçma şeylerini ayıramıyorum yanımdan. Çorapları valizimde lan yıkadım orada duruyorlar. İnsan çorapmı saklar ya? Onunla aldığımız yara bandı da sırt çantamda mesela. Evde diş fırçasını koyduğu bardağı kırılmasın diye özel paketleyip taşıyasım var yanımda. Bizde kaldığı zaman boyunca hep aynı bardağı kullanmasını sağladım ki o yokken ben onu saklayacağım diye. Kaldığımız odayı günlerce toplayamadım. Kapısından geçerken sanki odada uyuyormuş gibi sessiz olmaya çalıştığım anlar vardı. Bir de her tarafta kalan izlerini gördükçe dolan gözlerim. Ama öyle kötü değil yokluğu, sanki bir yere gitmişte hemen dönecekmiş gibi. Akşamları yine ona sarılıp uyuyacakmışım gibi belki. Belki sadece mutfaktadır değil mi...?

14 Eylül 2013 Cumartesi


Aşık olduğunuzda daha güçlü olursunuz. Çünkü aşk bir kişiyi o kadar önemli yapar ki diğer herkes önemsiz olmaz tabii ki ama sizi yaralayamazda. Çünkü mutluluğunu önemsediğiniz bir kişi vardır, sizinde mutluluğunuz ona bağlıdır. Cidden buna diğer insanları önemsememek diyemeyiz ama  güneş parladığında yıldızlar ve ay bütün güzelliklerine rağmen geçici olarak görünmez olurlar ya bu da öyle bir şey. Yıldızların ve ayın yeri tabii ki ayrıdır onlar huzur verir, karanlık geldiğinde yol gösterir, yalnız hissettiğinizde milyonlar olup bunu giderir. Ama siz kendiniz için güneşi bulmuşsunuzdur, sizi ısıtır, mutlu hissettirir çoğu zaman  çok güzeldir. Kalan zamanlarda yakıcıdır, zarar verir ve bazen görünmesine rağmen ısıtmaz sadece vardır orada hiç bir şey yapmadan durur. İşte aşk böyledir. Herkese karşı mükemmel bir kalkan olur, Aşk dışında kimse incitemez ama Aşk herkesin toplamından daha çok incitebilir.

Aşk hakkında çok fazla düşünüyorum ne olduğunu ya da ne olmadığını. Pek çoğunu unutuyorum işte böyle nadiren aklıma geldiğinde yazabiliyorum ve o da zaten karmakarışık oluyor. Aşk dengesizliğin en belirgin hali belkide. Duygularda sınır yok bir kere, gidebileceğin en uç noktada her şeyi yaşatıyor insana.

Evde dolanırken aklıma geldi gülüşü, ne kadar özlediğimi fark ettim. Mantığımla düşünebilmeye başladığımda dolabın önünde oturuyordum, valizimden çıkardığım hırkasında ufakta olsa kokusundan bir iz bulabilmek için.

2 Eylül 2013 Pazartesi

Gız gel buraya


Ancak diğer yarını bulduğunda tamamlanmış hissedersin ve bilirsin ki istediğin ve isteyebileceğin her şey O'dur...

Otobüsten indiğinde bana sarılmasını hiç beklemiyordum zira diğer insanların görebilecekleri yerlerde daha dikkatliydi. Sarıldı, kokusunu ne kadar özlediğimi fark ettim hiç bırakmasın istedim o an. Zaman dursaydı ve o anda biraz daha kalabilseydim. Sonra bıraktı eve yürüdük biraz. Yürüyüşüne hala tam alışamamışım ve fazlaca heyecanlıyım çünkü bu eve kimse gelmedi daha önce. Öyle pek arkadaşlarımı getirdiğim söylenemez. Dahası ablam, yeğenlerim ve son anda piyasaya çıkan kuzenimde evdeler. Benim başladığım kahvaltı hazırlığını ablam bitirdi ve küçük masayı hazırladık bize. O kalabalıkta diğer masaya sığmak mümkün değildi zaten. Sonra dağıldı kalabalık baş başa kalabildik biraz. Gerçi ablam gitmeden önce O'nunla birlikte olan ilk fotoğraflarımızı çekti. Evde sadece annem kaldı böylece. 

Her an geçtiği zamandan daha güzel olabilir mi? Bizimki öyleydi bana göre. Her an izlemek istedim, her an dokunmak, sarılmak. İstediğimi pek çok zaman o anda yapabildim de. Bazen ön odada olduğumuz zamanlar daha dikkatliydik. Daha doğrusu O dikkatliydi ben maalesef o varken dünyayı unutabiliyorum. Yanında rahat olabilmek müthiş bir şey. Sonuçta eşim diyor ve ona göre davranıyorsun. O'nun da dediği gibi geçen 3 ayda tanıdığımızdan çok daha iyi tanıdık 2 haftada birbirimizi. Kalan bütün zamanlarımın da öyle geçmesini istemek boşuna değil yani. O'nunla uyumaya fazla alıştım, mutlu olmasını sağlamak ya da onun için uğraşmak çok güzel bir şey ya. Çünkü benim mutlu oluşumda O'na bağlı. O iyiyse ben iyiyim. 

Uyurken çok tatlı oluyor, uyandığında da. Kaşlarını çatıyor uyurken. Onu izlediğimi fark ettiğinde bakışları değişiyor, gülerken mesela dudaklarının kıvrılmasını seviyorum. Kahvesini şekersiz içiyor mesela. Çayı da sevmiyormuş zaten. Uyurken çorap giyemiyor. Elleri neredeyse her zaman soğuk. Kahvaltıda hafif şeyler yiyor. Düşünce şeklini seviyorum. Huzursuz olduğunda bakışlarına yansıttığı duyguyu da biliyorum. O'na dair öğrendiğim daha bir sürü şey var ya da fark ettiğim. Bunlar birlikte vakit geçirmeden öğrenilebilecek şeyler değil.

İnsanlar sevgililerinde olması ya da olmaması gereken pek çok şey söylerler. Bende yaparım bunu, çoğunu daha o an unutsam da yaptım. Bazı şeyler belirledim ama O hayatıma girerken bunlara bakmadım, o özellik O'nda var ya da yok diye kısıtlamadım. Zaten hatırlamadığımdan çokta üzerine düşmedim. Ama zamanla gördüm ki O ciddi anlamda isteyebileceğim her şeye sahip. O tamamen hayattan istediğim Eş.

Çoğu zaman da evden çıkarmadım O'nu, korkuttuğum gibi tarlaya da götürmedim. Birlikte geçti neredeyse bütün zamanlarımız. İstediğimizi yaptık istediğimiz zamanda. Film izledik gerçi ben çoğunda uyuyakaldım. Şuan hepsini tek tek yazamam yaptıklarımızın ama kısaca biraz evcilik oynadık yani. Şimdi gerçek olmasını o kadar istiyorum ki. Kendi evimizde olmayı. Bu gece nasıl uyuyacağımı bilmiyorum. Her gece alıştığım sıcaklığı olmadan, nefesini duyup kalbinin çarptığını hissetmeden. İyi geceler aşk dediği sesini duymadan nasıl uyuyacağımı bilmiyorum.

Dün gece mor bulutlar vardı gökyüzünde. Yazdığım hikayede bahsettiğim o nadiren görülen bulutlar, O'na veda etmek ister gibi gösterdiler kendilerini. Ama biliyorum bu bir veda değil. O'nu yine ve her zaman göreceğim. Birlikte evimiz olacak. Belki hemen çocuklarımız olmayacak ama bir köpeğimiz olacak. Her gece gözlerine bakarak uyuyacağım ve sabah O'nun tatlı yüzüne bakarak uyanacağım. Çattığı kaşlarını öperek düzeltecek ve kabus görüyorsa dağıtacağım onları. O'nu mutlu etmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. Her zaman hedefleri olan biri değilim ama bu ulaşmayı gerçekten istediğim bir hedef ve sonsuza kadar devam edecek.

28 Ağustos 2013 Çarşamba


Birine tekrar tekrar aşık olunabilir mi bilmiyorum ama bunun farklı zamanlarda arttığını hissediyoruz bence.

Notlar almışım yazmak için ama şimdi bakınca çok saçma geldiler ondan yazmıyorum. Bu geçen zaman içinde bir sürü şey oldu, mesela hala iş bulamadım. Doğum günüm geldi geçti, aslında berbat bir doğum günüydü fındık tarlasında. Onu güzel yapan tek şey ise tabii ki Okyanus'tu. Sonra anlaşılacağı üzere fındık topladım bolca. Teknik olarak hala bitmedi fındık ama son bir tarla kaldı ben gitmeyi bıraktım. Pekte zor bir tarla sayılmaz.

Bir sürü şey yazmayacağım tabii ki. Sadece Okyanus bizde onu anlatacağım biraz. O buradayken oturup bunları yazmak çok saçma geliyor zira O'nunla ilgilenmek daha cazip. Annem tabii ki bizi bilmiyor ondan dolayı bazı anlar tamamen normal(!) davranmamız gerekiyor. Onun dışında her şey çok güzel ya, burada oluşu sanki evli olmak gibi. Aynı yerde yaşamak, beraber uyumak ve beraber uyanmak. İstediğin zaman sarılabilmek ve öpebilmek. Eskiden olan şu rahat olamama durumum da neredeyse tamamen geçti şimdi gayet iyiyim. O'nunla uyumak çok güzel bir de sıcacık zaten hiç üşümüyorum da. Daha yazmak istediğim bir sürü şey var ancak dediğim gibi O buradayken vaktimi pekte yazarak geçiresim yok. Şimdilik yazıyı burada bırakıyorum. He bir de O'nu çok seviyorum ben...

6 Ağustos 2013 Salı

Muhteşem(!) yaz


Yarın yine güneş doğacak, yeni bir gün hep gelecek ve her zaman yeni bir akşamla veda edeceğiz günlere. Her geçen günün sonunda yine hayalinle uyuyacağım. Benim dışımdaki her şey, hiç bir şey olmamış gibi devam edecek hayatına. Benim küçük dünyamın onları ilgilendirdiğinden emin değilim. 

Pek çok zaman sevgili için ya da sevdikleri için bir şeylerini değiştiren insanlar görürüz. Bunlardan biride tabii ki benim. Sevdiğim insanların, sevdikleri şeyler beni etkiliyor. Mesela Damla için sürekli ilgi gösterdiğim Emre Aydın ve Yalın var. Büşra abla sayesinde Sezen Aksu dinlemiştim ve Şebnem Ferah'ı keşfetmemi sağlayan Işık'tı. Özellikle Damla sevdiğim insanlar için değiştiğimi söyler. Ben bunu daha farklı bir şekilde görüyorum. O'nun sevdiği şeyleri dinliyorum evet ama sevmezsem yapmıyorum. Demeye çalıştığım şu ki bu gibi şeyler değiştirmiyor bizi, sadece bilmediğimiz şeyleri gösteriyor ya da keşfetmemizi sağlıyor. Yine de yeni olan hoşumuza gitmezse sadece O'nun için yapabiliriz belki. He bazen değişimde oluyor o daha başka, nefret ettiğin bir şeye daha ılımlı bakıyorsun sadece. Bir de şu var ki sevgilin varken hayatın O'nun hayatına bağlı oluyor, mutlulukların ve hüzünlerinde. Tek başınayken gerçekten mutlu olamıyorsun ama O'nu düşündüğünde bu bütün mutlulukları geçebiliyor bir yerde. 

Şu üsttekinden de anlaşılacağı üzere kendime göre pek çok şey düşünüyorum. Hiç biri gerçek olmayan sadece benim mantığıma uygun gelen şeyler. Köyde düşünmek için bolca vakti oluyor insanın.

En çokta hayal kurmaya vaktim oluyor. Bütün hayal dünyamı ise Okyanus kaplıyor. Oldukça geniş bir hayal gücüm varken (Hogwarts'ta okuma isteği gibi ya da Game of Thrones'ta Stark'lardan biri olabilirdim) ben evimizle ilgili şeyler düşünüyorum en çok. Ya da olabilecek çocuklarımızı.

Temizlik yapıyorum ya da fındık topluyorum. Temizlik en azından evde oluyor, gerçi o da berbat zira ciddi anlamda çok eşya var. İlk büyük temizlikte ben bunların çoğunu attırmış ya da başka yerlere koymuştum ama nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde parça parça tekrar ortaya çıkıyorlar. Diğer kısım tam bir felaket, bir gün fındık topladım sadece ama şimdiden çeşitli yerlerimde ağrı var ve boynumu yakmışım ya. Saçlarımı bağlamamalıydım ama bir kezde böyle olunca rahat, yani bugünde bağladım evet. Ejderhaların Dansı'nı da okuyorum arada. Çabuk bitmesin diye olabildiğince ağırdan alıyorum.

Bazen Paşa'nın üzerine çok gittiğimi ya da ona çok kızdığımı düşünüyorum. Genellikle sabırsız ve çabuk sinirlenen biriyim ama şimdi böyle olması kendi çocuklarımız için nasıl olacağımı düşünmemi de sağlıyor. Onlar için korkunç bir anne mi olurum acaba, onlara da mı çok kızarım, ya beni sevmezlerse gibi bir sürü şey var aklımda. 

Şimdi Bayram yaklaştı istemediğim tek tarafı Okyanus'u göremeyecek olmam. Geri kalan herşeye katlanabilirim sanırım, ama O'nu görmemek?

28 Temmuz 2013 Pazar

Gökyüzü ve Ay


Ay bu gece çok güzel, seninle aynı Ay'a çok uzak yerlerden bakmak işte bu çok acı verici.

Bunu not alalı biraz zaman oldu sanırım. Belki O'nunla aynı anda bile bakmamış olabilirim. Belki sadece düşünmüşümdür bilmiyorum ama gökyüzündeki Ay'ı hatırlıyorum. 

Köydeyim her zamanki gibi ve amcamlara tanımadığım bir sürü akrabalar geliyor. Günlerdir ilk kez bu sayede perdeyi kapatıyorum. Tanıdıklarımda geliyor aslında ama daha çok sinir olduklarım. Benim yapımda birine sinir olmak çok kolay. Her neyse bu kalabalığın sebebi onlarda iftar verilecek olması, beklendiği üzere gitmiyorum. Az önce kuzenim geldi, büyük bir çaydanlık almak için. Annem sayesinde bu evde her şey(!) var. Biz kalabalık olmadığımız için o çaydanlıklar arka tarafta bir dolabın üzerindeydi annem getirdi. Üzerindeki örümcekleri ve ağları tabii ki ben yıkadım!

En çok temizlik yapıyorum evde onu ikinci sırada yemek takip ediyor. Bu evde gereğinden çok fazla eşya var ne kadar toplasam da o eşyalar dağınık görünmesine sebep oluyor ve annem çoğunu atmama izin vermedi. Buradan çıkacak ders şu ki kesinlikle evimize olabilecek en az eşyayı alacağım. Yemek konusunda da çok iyi sayılmam bana göre tabii. Şimdilik bir kaç yeni korkum var, ilki tabii ki Okyanus'un geldiğinde bu evde rahat edip edemeyeceği, neticede köy evi lan. Geçen aya kadar muhtarımız sayesinde suyumuz bile yoktu taşıma yapıyorduk. Bu adam sanırım Ramazan'dan dolayı insafa geldi de tamir ettirdi boruları. Diğer korkum ise Okyanus geldiğinde de yemekleri ben yapacağım, beğenmemesi ya da kötü yapmam ya da ne bileyim bir şekilde mahvetmem bunu. Yemeklerimin tadı konusunda pek bir düşüncem yok ve o her şeyi yemiyor. Çorba bile yapamayacağım, acaba sürekli makarna ve patates kızartması ile mi beslesem?

Canım çok sıkılıyor evde. Çoğu zaman yani. Sürekli yazıyor gibi oluyorum ama işsizim ya! Annem pazartesi fındığa başlıyoruz dedi. İçimde bir şeylerin havaya uçmadığı kesin. Ciddi anlamda kaçamayacağım fındıktan ya, ne kadar süreceğini de bilmiyorum. Bu yıl yeğenler ve ablamda gelecek belki dışarıdan bir kaç kişi daha alırız o kesin değil ama ne kadar kalabalık olursa o kadar çabuk biter. Ve ciddi anlamda hemen bitmesini istiyorum bunun tek sebebi sıcak değil canım öyle şey olur mu hiç. Bu fındık bazı şeylere engel olacak çünkü.

Okuyacak kitaplarımda hızla tükeniyor. Taht oyunlarını tekrar bile okudum ya. Yapmak istediğim bir şey yok. Sık sık eski mesaj ya da mailleri okuyorum ama eskisi gibi yazamıyorum. Not aldığım bir sürü şey olmasına rağmen onları diğer kelimeler ya da cümleler ile birleştiremiyorum.

Olmak istediğim yer burası değil ve yanımda olmasını istediğim kişilerde burada değil ya da ben orada değilim daha doğrusu bu sanırım. Bir ara kurduğum hayallerin içinde boğulmazsam iyi. Ya da kaybolmazsam...

16 Temmuz 2013 Salı

Sıkıntı


Sen varmışsınki kaderimde, gönderilmişsin bana cennetten.

Belki evini görürüm diye google'dan haritalara bakıp bulamadım. Sen gel onca işten reddedildiğine hala işsiz olmana üzülme seni üzen şey bu olsun.

Anlaşıldığı üzere hala işsizim. Bir adam aradı gerçi gel denersin bir iki hafta diye ama Damla'nın işi olmadığından yemedi gitmek. Ben biraz düşüneyim dönerim size dedim. Hala dönmedim, tek başıma ne yapacağım orada moduna girdim. Damla'nın yerden haber bekliyoruz şimdi. Bende geldim onlara oturuyoruz öyle boş boş. Biraz açlıktan ölüyorum zira sahurda bir şey yemedim ve midem bulanıyor. Umarım bugün akşam olur çabucak.

Köyde hayat normal gibi geçiyor. Biraz sıkılıyordum annem Paşa'yı getirmiş düğünden dönerken. Bir de yengemde varmış arabada abimden kaçmış şimdi neler olup bitiyor tam bilmiyorum.

Diğer abim annemi aradı dün. 1 numara olan, annemde hoparlörü açtı konuşuyorlardı. Konu bana geldi nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde benden hemen Gezi Parkına geçti. Günde en az 4 saat kitap okuyormuş abim, öğrendiğim iyi oldu nasıl vakit ayırıyor acaba. Neyse işte Abim özet ile benim öyle bir kardeşim yok dedi.  Annem bir şey demedi sadece dinledi ama sonrasında bana kendi hayatını kur hiç birine muhtaç olmadan yaşa falan dedi. Pek fazla yazma isteği yok içimde ondan geçeceğim bunları.

Okyanus'u çok özledim sadece. Ne zaman kendimi kötü hissedip umutsuzluğa düşsem onu düşününce geçiyor hepsi. Geçmiş mesajları ve mailleri okuyorum arada. Nokia'nın Suit diye bir şeyini keşfettim bütün mesajları bilgisayara aldım böylece herşey daha kolay oldu. Hemde silinmesin diye önlem almış oldum. Bilgisayarda pek fazla yapacak bir şey bulamıyorum artık. Yaptığım en iyi şey saat bakmak oldu ya! 101 bile oynamak istemiyorum artık.

Başka hiç bir şey yapmadan sadece O'nu düşünmek istiyorum. O'nunla yaşamak, O'nunla nefes almak, yanında olmak. O'nu seviyorum...

7 Temmuz 2013 Pazar

Temizlik


Ankara'dan ayrılmak beklediğim gibi etkilemedi. Bolu'dan giderken büyük bir parçam kaldı gibi hissetmiştim mesela. Ankara'dan belki Okyanus'u bir gün önce gönderdiğimden de olabilir. Bende kalan her şeyi götürdüğü için zaten bir boşluk vardı daha fazlasını Ankara mı oluşturacaktı? 

Öyle geldim işte eve. İş konusu üzerimde büyük bir baskı oluşturduğundan kendimi temizliğe verdim. Abilerimin odalarını ne temizleyeceğim ben modunda dolaştığımdan ve yılda sadece bir kez süpürüldüğünden her tarafı resmen örümcek ağları kaplamıştı. Evdeki iki oda hariç her tarafa daldım öyle. Bir günde bitmedi tabii. Annemin odası dediğim annemle yaşadığım oda ayrıca korkutucu kısımdı. Çünkü yıllar içinde orayı bir kez bile toplamadım ben. Annem benim olan eşyaları dolaba atıp geçiştirirdi. Bende hiç elleşmezdim zor geliyordu ne bilim. Hem alışmışım valizle yaşamaya eşyalarımı çoğu zaman çıkarmıyordum bile oradan. Neyse odada sadece benim dolabımı toplamak bile saatler aldı ya. Bütün kıyafetlerimi çıkardım oradan, yarısını çöpe attım kalanları da tarlada giyinecekler diye ayırıp bir sepete koydum. Normal kıyafetlerimi dolaba koyunca geriye hiç bir şey kalmadı lan! Ne kadar az kıyafetim varmış benim dedim, Ankara'dayken bile daha çoktu ve onlara ne oldu bilmiyorum. Arada kaynadılar galiba. Neyse sonra dolabın üst kısmını boşalttım. Bir sürü eski cd buldum, durup durup yedekmi almışım ne yapmışım anlamadım ki. Arka kısımda bana ait olmayan şeylerde olduğunu fark ettim, çerçevelenmiş fotoğraflar vardı. Ben o fotoğrafları en son çocukken görmüştüm. O zamanlar sadece fotoğraftı işte, pek üzerinde durulacak gibi değildi. İçlerinden birinde babamın fotoğrafı vardı. Oturuyordu bir sandalyede o kadar sağlıklı ve canlı görünüyordu ki, sanki dün çekilmiş gibi. Sadece babam değil fotoğrafın renkleri de öyle. Ayırdım onu diğerlerinden içeriye getirdim, şimdi ortalıkta dolanıyor. Nereye sığdıracağımı bilmiyorum, koyacak yer bulamadım. Arada bir gözüm takılıyor, yabancıymış gibi geliyor aynı zamanda da çok tanıdık. Mektuplarını buldum bir de daha önceden bulup kaybetmiştim bu defa alıp kendi dosyama koydum. Annem fark etmez bile muhtemelen..

İş kısmına dönersek Çarşamba günü temizliğe mola verip Düzce'ye gittik Damla ile. Eleman arayan bir kaç yer ile görüşmek için. En kısa hali ile özet geçeceğim ki, sonuca bakarakta çıkabilir bu: kimse bizi işe almadı. Herkes deneyim istiyor ki biz stajı bile doğru düzgün yapmamış insanlarız. Deneyim hadi bir yere kadar kolay zira programda o kadar kötü değiliz ki. Hepsinde bir ön yargı var ki üniversite mezunlarının çok yüksek beklentisi oluyormuş. Berbat bir sonuç ama resmen işsizim ya. İş olmazsa hiç bir planımı yoluna koyamam ki. Önce Damla ile bir hayatım olabilmeli, sonra onu evlendirip İzmir'e taşınırım. Abimlerin çenesini de kapatmış olurum belki. 

Geçen günlerde yine arayıp İstanbul'a gelmemi istedi 2 numara. Bir sürü konuştu dükkan falan filan anlattı, özetle gel dedi işte. Sonra konu Gezi Parkı olaylarına geldi. Başbakan'ın sözlerini hemen hemen olduğu gibi kopyaladı bana. Deli oldum gene ama bir şey de diyemedim. Ben bu 2 numaradan acayip korkuyorum ya. Sonunda abimleri facebooktan falan silmiştim bu konuda tartışınca "özür dile onlardan, özür dilemek erdemdir" dedi. Beni hiç anlamamıştı bir kere, nasıl onlar gibi düşünebildiğimi sordu oysa ben eyleme de gitmiştim Ankara'da bunu bilse demek ki ciddi anlamda kavga edecekti. Abilerimle anlaşmam ya da yaşamam mümkün değil, çok farklı düşünüyoruz her konuda. Ben bana karışmalarını kaldıramam mesela. Sürekli mesaj yazıyorum ya da ayaklarına hizmet etmiyorum diye söylenecekler, kimden geliyor o mesajlar diyecekler. Erkek arkadaş olayını zaten kaldıramaz iki tanesi de ben daha da ağır olaraktan lezbiyenim yani. Böyle önemli bir ayrıntı varken mümkün değil. Bir de yabancı onlar bana, çok geriliyorum yanındayken. Kibarca henüz reddedemedim onları, iş bulursam hiç söylememe bile gerek kalmaz diye düşünmekteyim. Özürde dilemedim henüz zaten.

Bu gece annem yok evde. Kuzenim evleniyor onun düğününe gitti. Bu kuzenimi de çok severdim ben sevgilisi -ki artık kocası- ile tartışana kadar. Sonra hiç konuşmadık onunla. Çok garip geliyor evlenecek olması, 11 gün sonra 22 yaşında olacak. Biraz erken değil mi ya zamanı. Nasıldır acaba şimdi gergin mi, mutlu mu, heyecanlı mı, iyi mi...?

30 Haziran 2013 Pazar

Ankara ilk kez anlam kazandı


Cuma günü geldi aşkım. Sabah tren garına gittim. Daha önce de bir iki kez gittiğim olmuştu birilerini bırakmak için ama bu defa Maltepe ile Gar arasında geçiş yapan o çarşının yerini unuttum. Biraz dolandıktan sonra bir amcaya sorup öyle bulabildim. Öyle de unutkanım işte. Aşağısı çarşı kısmını geçince yani korkunç bir yerdi zira ben gittiğimde kimse yoktu. Issız basık tavanlı bir koridordu işte. Gelenlerin hangi perona girdiklerini bilmediğimden azıcıkta öyle dolandım. Sonra 2. perona gittim oraya gelecekmiş. Peronda başka tren olduğundan vagonunu sordum bende söyledi. Geleceği yeri kestirmeye çalışıyordum. Bir süre sonra tren geldi 3. perona. Azıcık dalga geçer gibi oldu ama çokta fark etmedi yani. Bu tren camlarına çözüm bulmaları lazım arkadaş içerisi görünmüyor. Ben görmek istedim olmayınca sadece bekledim. Bir sürü insan indi Okyanus hala yok. Sonra O'nu gördüğümde dünyada geri kalan her şey anlamını yitirdi ve sarıldığımızda sanki sadece biz vardık dünyada. Geri kalan insanların önemi yoktu. Kokusunu çok özlemişim... Yine yanımdaydı ve ben nefes alabiliyordum yine.

Sonra kahvaltı kısmı vardı zira ben kahvaltı yapamayışım O'nunda yola çıkarken bir şey yememesi kuralı üzerine acıkmıştık. Maltepe yada tüm Ankara'da kahvaltı nerede yapılır bilmediğimden aramaya başladık. Yolun karşısında bir yer görünce de oraya geçtik. Yiyebileceğimi düşünmeme rağmen yine yiyemedim ama olsun, O karşımdaydı ve çok güzeldi. Sonra bilet almak için Aşti'ye gittik, bildiğim hiç bir firmada yer bulamayışımızdan sonra biraz rastgele oldu ama sonunda bulduk adını daha önce hiç duymadığım bir firmada. Umarım yolculuğu iyi geçmiştir yani. Biletten sonra benim pek sevgili yurduma geldik, onu içeriye alamadım zira sadece aileleri alabiliyorlarmış. Soyadımızı mı değiştirseydik acaba. Neyse çantasını yurda bıraktıktan sonra ne yapacağımı bilmediğim kısım geldi. Ankara'yı pek bilmediğim ve berbat plan yaptığımı düşününce. Ankamall'a gittik bizde. Doğrudan sinemaya gitmeyelim biraz vakit geçirelim diye -ya da aklımda böyle kalmış- bileti sonraki seansa alacaktık ama onda da sorun çıkmış D&R'da vakit geçirdik biraz bizde. Bilmediğim pek çok şey öğrendim iyi oldu yani. 

Öyle biraz daha dolandıktan sonra defter fikri çıktı ortaya, O söyledi yani. Okyanus'un kendi şifresi ile yazdığı bir defter var, yazıyı bir süre önce tabii ki O'nun yardımı ile biraz biliyordum. Yazıp yazamayacağımı sordu sonra defter almaya karar verdik, her görüştüğümüzde yazdığımız defterleri değiştirecektik ben böyle anlamıştım yani. O tek defterden bahsediyormuş. Gerçi sonra tamamen karar verdikte azıcık geç olmuştu. Benim için harfleri yazdı tekrar böylece defterin ilk sayfasını birlikte yazmaya başlamış olduk. Bir yerde "Evlen benimle" yazıp bana baktı. Bakışları o kadar tatlıydı ki kayboldum yine... 

Biraz daha yazdıktan sonra filme girdik. Hangover 3. Daha öncekilerden birini izlemiştim sadece, gerçi çok fark etmedi sorduğum yerde söyledi neden öyle olduğunu. Hem zaten çoğu kısmını izlemedim filmin O'nu izlemek daha çekici geldi. Ana temayı hatırlıyorum ama sanki. Neyse zaten var bende izlerim bir ara tekrar. Filmden sonra yemek yedik, bu defa biraz yiyebildim. Kendimde en sevmediğim taraflardan biri bu. Bir süre sonra tamamen normale döneceğim tabii, alışacağım her şeyi ile. Yani biraz bile bir gelişme benim için. Yemekteyken bazı şeyler sordu, özellikle hakkımda bir şeyler bilmek istemesi, bunları hatırlamak için uğraşması çok tatlıydı ya.

Sonra O'nunla alışveriş yapmak çok güzeldi. Sanki onları aldıktan sonra evimize gidecek birlikte bir şeyler yapacakmışız gibi. Bir de defterin oluşu, bize özel bir şeydi. Önce O'na özeldi tabii ama neyse bizim yapacağımız bir şey vardı sonuçta. Tam olarak uygun kelimeyi bulamadım ama çok güzel hissettirdi ya, tamamen çiftmişiz gibi. O'nlara gittiğimde tamamen evdeydik ve bu defa tamamen dışardaydık. İkisini dengelediğimiz zaman mükemmel olacak bence. Ya da boşverelim evde geçen kısımda oldukça güzel.

Oradan çıktıktan sonra yurttan eşyaları aldık ve Damla'nın yurdunun orada bir cafeye gittik. Yakınlarda bildiğim başka yer olmadığından ve yazın hep orada olduğumuzdan tanıdıktı işte. Hiç beklemediğim bir şekilde Damla'da oradaydı, gelmeyeceğini söylemişti. Neyse sonuç olarak tanıştılar. Birbirlerine o kadar benziyorlar ki ya da ben benzer taraflarına baktım sadece bilmiyorum. Arasam bu kadarını bulamazdım herhalde. Okyanus beni buldu, bu başıma gelen en güzel şeydi... Cafede Teen Wolf'un son bölümünü izledik. Bu da sanki evimizdeymişiz gibi  hissettirdi. Birlikte bir şeyler yapmak çok güzeldi.

Gitme vakti geldi bir kez daha. Aslında kalsaydı çok güzel olurdu, ev boştu ben tek başıma bir odada kalıyordum ve kimse gelmiyordu yanıma. Neyse işte otobüse binmeden önce sarıldı son kez, kokusunu kaybetmekten korktum. Sonra yerine oturduğunda yine onu izledim. Bazen gülümsemeye bile çalıştım, belki beni öyle görürse üzülmez diye. Gözyaşları uzaktan görünmüyordur umarım. Bana bakmadığı her an onların akmasını engellemek içinde uğraştım. Sonunda gitti. Geride öyle bir boşluk kaldı ki, hem bu şehri seviyordum O'nunla zaman geçirmiş, o yolda yürümüştük. Hemde nefret ediyordum O'nsuz bir şehrin bile ne anlamı vardı ki? Ağlamak istiyordum, ağlamamam gerekiyordu...

19 Haziran 2013 Çarşamba


Maske takarız hep hayatımızdaki insanlara. İçimizde fırtınalar koparken gülümseriz, onlarda mutlu olduğumuzu düşünürler... Bu oyunun bir parçası, perde bitti dağılabilirsiniz.

Hep bir şekilde olayları atlatabilmiş olmak, her zaman atlatabileceğim anlamına gelmiyor. Bazen en küçük olaylar yıkıyor içimizdeki sağlam temelleri. Bazen en büyük karmaşalar da bile bir şey olmuyor.

Okulumun son günleri gibi bunlar. Resmen 9 gün sonra yurt kaydımı silecek. Hala tehlikede duran dersim korkutmuyor değil hani. Hala kesinleşmemiş bir şeyler var, ailemin bir kısmı hala benden bir şeyler bekliyor. Ve ben ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Okyanus ile kurabileceğim bir hayata kadar yaşamak istediğim tek kişi Damla. Annemde var tabii de o muhtemelen benim olduğum yerde yaşamayacak, köye gidip geleceğim onun için. Bir süre Damla ile yaşarsam birikim yapabilirim hem maddi açıdan hemde tecrübe olarak. İzmir'de iş bulabilmem ve bir şeylere başlamam için benden mutlaka iş alanında beklentileri olacaktır. Bir süre o kısmı halledebilirim belki. İşte şu zamanlarda benden beklenen planlar iş bulmam konusunda iken benim aklımda olanlar çok başka. 

Damla eve gitmişti, dönüşte orada güzel bir ev bulduğunu gidip gördüğünü falan söyledi. Evi rahatlıkla tutabilirdik belki. İş kalıyor bu durumda geriye. Eşyaları da varmış, gerçi o eşyalar ile yaşayamam muhtemelen ama biz yenilerini alana kadar idare edebilirdi. Bu evi söylemesi "belki" gibi bir umut yerleştirdi içime. Belki iş bulursak onunla yaşarım ve ailem ile ilgili konulara hiç girmem. Şimdilik bekletiyoruz bu konuyu. Okulun bitmesine günler kaldı ve korkularım da gittikçe büyüyor. Yine de en iyi yaptığım şeyi yapıyor ve düşünmemeye çalışıyorum bu konuyu.

Abim geçen gün whatsapp yüklemiş yine. Hiç selam naber olayına girmedi, çok iyi tasarruf yapar kendisi. Çocukların olduğu bir fotoğraf attı. Önemsiz gereksiz bir şeydi işte. En azından o kısmı öyleydi. Şimdi ben abimlerle büyümediğim için onların yaptığı herhangi bir şeyin beni etkilememesi gerekir. Bu öyle olmadı ama. Ne dengesiz bir  ana denk gelmiş ki hiç beklemediğim bir etki bıraktı o tek fotoğraf. Sonuçta onca büyüğümün içinde tek ablam varmış gibi büyüdüm ki ortaokuldan sonra onunla bile ayrı kaldık. Yani özet ile onca kardeşin içinde kardeşsiz gibi büyüdüm. Fotoğrafı gördüğümde de anlamsız bir şekilde kıskandım o çocukları, büyüdükleri kardeşleri yanlarındaydı ya da aileleri hep beraberdiler işte. Sürekli onları suçlamak gibi biraz ama ben bazen abilerimin gerçekten benimle ilgilenmelerini istiyorum. Küçükken olmasının imkansız olduğunu bilmeme rağmen kardeş isterdim. Sonra Damla geldi hayatıma, bazı zamanlar onu da çok zorlasam da bir şekilde kardeşim oldu işte. Onun yeri çok ayrı iken boşlukta kalmış bir şeylerin yeri de dolmuyor.

Himym izliyorum tekrar. Böyle dizi kitap gibi şeyleri tekrar tekrar izlemeyi seven biri olarak 7. sezonu bitirdim bu akşam. Kendimi bazen Ted gibi hissederdim eskiden, en azından 2. kez izlediğimde falan o da istediği aşkı bulamıyor ama sonunda bulduğunu anlatıyordu bize. Şimdi daha çok Marshall ve Lily gibiymişim gibi geliyor. Mutlu olacağım hayatı bulmuşum ve yola bununla devam edecekmişim gibi.

17 Haziran 2013 Pazartesi

Okyanus


Yazılacak pek çok şey var şu geçen zamanda. Ancak benim yazmak istediğim sadece bir kişi var. Okyanus.

İzmir'e gittim O'nu görmeye. O gelecekti, bir kaç değişiklik olunca ben gideyim dedim. Annemde tezden geçmemden dolayı izin verdi. Gerçi daha öncesinde de izin vermişti sanırım tez biraz bahane oldu ona.

Yolculuğun başından başlarsak bir teyze vardı otobüste. Ya da boş verelim başını O'nu gördüğüm zamana gidelim. Otobüsün camından gördüm ilk, zamanın yavaşladığı an oydu yani. İnip O'na sarıldığımda bütün dengem altüst oldu biraz, bu zamanın durmasını istememe rağmen hızla aktığı andı. He bu arada benden uzun. Resmen ailemin bir parçası gibi, o uzunlukta yani. Geri dönersek fazlaca sakar ya da şaşkın olmuş olabilirim. Sürekli ona bakmak isteyip bakamıyordum, sadece yürüyorduk. Babası eve bıraktı bizi annesi ile de tanışmış oldum. O arayı biraz bulanık hatırlıyorum ama sanırım kardeşi de vardı, belki yoktu emin olamadım. Beni ilk öptüğü yer olarak banyoyu da ekledikten sonra O'na geçebilirim. 

O kadar güzel o kadar mükemmel bir şey ki, çok tatlı ya. Yanında olmak çok ayrı bir şey zaten. Ciddi anlamda zaman/mekan kavramını yitirdim yanındayken. Bazen nefes almayı bile unuttum. O'ndan başka hiç bir şeyin önemi kalmamıştı. Zaten dikkatimi de başka bir şeye veremedim. Şuan tam toplayıp yazamıyorum bunları çünkü düşündüğümde aklım O'nda kalıyor sadece. Bütün anlar güzeldi. Sesinin tonu, gözleri, gülümsemesi her şeyi ile mükemmeldi orada geçen tüm zamanlar. Görsel hafızam pek iyi değil benim, olayları gözümde canlandırmayı falan beceremem normalde. Şimdi gözlerimi kapattığımda masadaki hali canlanıyor, gözlerine ışık vurduğunda ki kahverengi. Gözleri, bakışları, yansıttıkları. O her şeyi ile en güzel kadın, Okyanus.

Gece beraber uyuduk bir de. Gece uyandığımda ilk anlar başta olmak üzere bazen tamamını hatırlamayabiliyorum. Neyse ki benim sevgilim benden daha iyi hatırlıyor bazı şeyleri. Bende hatırlıyorum da O'nun kadar değil işte. Yine de şunu diyecektim ki bir ömür O'nunla uyuyup, O'nunla uyanmak istiyorum. Sabah kısımları da oldukça güzeldi gerçi. Kokusu çok güzel özellikle.

Yavaşlamasını istediğim zaman da hızla akıp gitti. Bir anda geldi, gitme zamanı. Arada yazmak istediğim ancak yazamadığım, bazılarını sadece notlarda tutmak istediğim şeyler de var, yani bir anda atlayınca böyle boşluklar oldu.

En son O'na sarıldım otobüse binmeden. Ayrılık sahnelerinde filmlerde yani pek çok şey söylenir ya da yaşanır. Hepsi yalan. Söylemek istediğim her şey kayboldu içimde. Sadece veda kaldı elimde, veda değilde daha çok reklamlar gibi ya da küçük mola ne bileyim. Bir ömür için anlaştığında bunlar geri kalan zamanlar oluyor.

En son gördüğümde ise uzaktaki karanlık bir gölgeydi. Dakikalar önce her şeyden gerçek olan Aşk gittikçe uzaklaşıyordu. Şimdi kalbimde derin bir yerde dokunamıyorum ama hissediyorum. Çok seviyorum.

Gözlerim doldu otobüste, yapmak istediğim tek şey ağlamaktı. Yapamadım yurda sakladım onu. Dalmıştım bir ara, yanımdaymış gibi geldi yüzünde bir şey söyleyeceği zaman beliren ifade vardı. Gülümsedi, dudaklarını oynattığında kelimeler yerine sadece sessizlik döküldü. Uyandım yine otobüsteydim Ankara'ya dönüyordum. Yolculuklardan nefret ettim tekrar ve ayrılıklardan.

26 Mayıs 2013 Pazar


Geçmişimi silmeyi isteyebilirim, geri dönüp değiştirebilmeyi de ama O'ndan saklayamam. 

Değiştirebilme fırsatım olsa da değiştirmem derdim geçmişimi, onlar beni ben yapan şeylerdi. Artık böyle olsun istemiyorum. Bütün geçmişi kenara bırakıp sadece O'nun olduğu bir hayat istiyorum.

O'nu izlemeyi seviyorum. Gülümsemesini, sesinin tonunu seviyorum. Bir şey söylemek istediğinde yüzünde beliren ifadeyi seviyorum ya da kaşlarını çattığında. Şaşkın olduğunda ve mutlu olduğu anlardaki ifadesini seviyorum. Sabırla beni beklemesini ve bana cevap vermesini, sorduğum her şeye verdiği içten cevaplarını seviyorum. Kendim olmama izin vermesini seviyorum, değiştirmeye çalışmamasını. Aklıma gelmeyecek sorular sormasını seviyorum. Hayallerimizi seviyorum. 

Genellikle Eşcinsel evliliğim olsa bile yürümeyeceğine inanırdım. Çünkü bana aşılanan düşünce bu.  Aksinin olabileceğine dair hiç bir umudum yoktu. Ne kadar savaşırsam o kadar kaybediyordum kendimi.  Kendimi kaybedince umudumun daha da azalması vardı birde. Zaten o da sıfırı tüketmek üzereydi. Bu düşünce zehir gibi. Ayakta durmanı sağlayan her şeyi yok ediyor. İçten içe tüketiyor. Dünya kocaman diyordum elbet benim gibi biri vardır. Aslında biri değil pek çok kişi var. Lakin biz birbirimize de savaş açmış durumdayız. İki cepheden savaşırken kaldıramıyoruz. Üzerine toplumu da eklediğimiz zaman. Bu son kaçınılmaz gelmişti hep. Şimdi öyle değil. O'nunla bir hayat kurabilirim gibi geliyor. Belki saklanmak zorunda kalırız, belki başka bir ülkede oluruz. Belkilerin getirdiği pek çok olasılık var ama birlikte oluruz, evlenebiliriz ve çocuklarımız olabilir. O'nun varlığı her şeyi yapabileceğim inancına sahip olmamı sağlıyor.

O, o kadar tatlı ki. Onu çok seviyorum. 

Ve hala O'na uygun bir isim bulamadım. Arayışlarım devam ediyor.

Dün gecenin bir vakti uyandım. Oda arkadaşım fark etmeden biraz gürültü yaptığında. Sonra tekrar uyuyamadım. Yatmadan önce dua etmiştim küçük bir parçam duanın hissettirdiği diye düşündü. Kalan kısmı bütün gece kalbimin ağırlığı altında ezildi. Tamamen huzursuz olmak gibi bir şey ve sol tarafında hiç geçmeyecek gibi bir ağrı var. Fiziksel bir şey değil ondan eminim. Sabaha kadar devam etti bu. Sabah O'ndan iyi olduğunu söyleyen mesaj geldi ve kısa zaman sonra bütün ağrı gitti. Gece boyunca da iyiydi bildiğim kadarı ile. O'nunla alakalı bir şey değildi o halde diyorum ama bir neden bulamıyorum buna.

Biz sizin gördüğünüz saçma porno oyuncuları gibi değiliz. El ele gezen 3-4 tane konser alanındaki kız kesinlikle lezbiyen değil. Ve sizi elele gördüğümüzde lezbiyen olduğunuzu düşünmüyoruz. Eşcinsel oluşumuz bu kadar "geniş" bir hayatımız olduğu anlamına gelmiyor. Ayrıca Lez diye kısaltmandan nefret ediyorum.


Bunlar konuşurken susmak zorunda kaldığım oda arkadaşıma söyleyemediklerim. Belki mezun olurken kağıda yazıp yastığının altına bırakırım.


22 Mayıs 2013 Çarşamba

Geveze

Görünüşünü sevebilir ve denizine aşık olabilirdim ama İstanbul'a asla. 

Hafta sonu İstanbul'daydım, okulla gittik. İlk defa bizim bölümün öğrencileri ile beraber bir şeyler yaptık. Yemeğe gitmek ve derslere girmek dışında. Daha çok Damla'nın arkadaşları vardı aslında bizden sadece 4 kişi gelmişti ki onları otobüs dışında görmedim tekrar. Damla ile pek çok defa yolculuk yapmamıza rağmen ilk defa gece ve bu kadar uzun bir yola çıktık. Bir yerde duymuştum insanların gerçek yüzünün yolculukta ya da kavgada ortaya çıktıklarını söylüyordu. Evet pek çoğunu başka açılardan görmüş olabilirim. Bazen daha sinirli bazen daha oynak evet tam yerinde bir kelime: oynak. Ama Damla aynı Damla'ydı işte. Yıllardır tanıdığım aynı kız. Biraz daha uykucu olanı belki. En azından 2. gün için. İlk gece bizi uyutmayan bir grubumuz vardı.

Neyse okul uğraşları bitipte boş bırakıldığımız anda İstanbul'u pekte tanımayan ve ne yapacağını bilmeyen bir gruptuk. Bir süre oradan oraya savrulduktan sonra gemi ya da bot ya da feribot doğrusu ayırt edemiyorum onunla gezmeye karar verdik. Denizde gezmek çok güzel! tabii başka bir şeyin üzerindeysen. Aksi halde hala deniz korkutucu ve ömrümün sonuna kadar girmeyi düşünmüyorum. Galatasaray adasını gördüm ve fotoğraf makinem hala bana dönemediği için pek çok kez sinirlendim. Arkadaşımdan aldığım makine idare eder nitelikte olsa da zoom yönünden çok eksiği vardı. Damla İstanbul'da ya da yakın bir yerinde yaşayalım dese de ben hala İstanbul'u sevemiyorum. Gezmek için çok iyi olabilir ama yaşamak kısmından o kadar emin değilim.


Aşkın nerede başladığının önemi yoktu. Nerede bittiğinin de. Sadece ne hissettirdiği önemli...

Ben aşıkken çok farklı bir şey oluyorum. Bunu kabullenmemem mümkün değil zaten. Kendimi biliyorum sonuçta. Hep içime kaçan Polyanna'dan bahsedip duruyorum ya, aşıkken o çok çok daha fazlası oluyor. Sonra ne kadar mutlu görünüyorsam artık etrafımdaki herkes ne oldu sana diyor. Halbuki normalde de sürekli gülümseyen biriyim. Daha mı çok sırıtıyorum acaba. Biraz da çocuklaşıyorum.

İşte bir süredir kendimi hiç bu kadar çocuk gibi hissetmemiştim. Dün içimdeki çocuk her şeyi ele geçirdi sağ olsun. Sonra sürekli onu izlemek istedim. Çok saf görünmüş olmalıyım bence. Ya da belki sapık gibi. Sürekli ama sürekli ona baktım ya. Bazen ona yazmak için ya da fotoğraf kareleri alabilmek için küçük molalar verdim tabii. Aaa pardon bir de film söylemişti ona baktım. İşte öyle. O anlar hiç bitmesin istedim. Sonrasında da o fotoğraflara bakıp durdum.

Ve düşünmedim hiç bir şeyi. Sadece O'na dair şeyleri bilmek istiyorum. Bu istek hala var. Gerekli, gereksiz, olmuş, olacak, sevdiği ya da sevmediği her şeyi bilmek istiyorum. Sorularımla benden bıkmasın diye hepsini bir zamana sığdıramıyorum. Sadece O'nu ya da O'nunla konuşmak istiyorum. 

Damla'ya sürekli O'nu anlatmak istiyorum mesela. Ya da beni bilen diğerlerine. Bu arada Damla'ya benziyor birazcık, karakter olarak. Gerçi ikisi de Akrep burcu belki ondandır. Hiç sevgilimin karakteri şöyle olsun diye bir liste yapmadım. Bazen bir şey olduğunda sevgilimde şu olsun ya da olmasın dediğim oluyor ama daha o an unutuyorum onu. Ama onda isteyebileceğim her şey var zaten. Belki çok iyi tanımıyorum ama şimdilik var yani. Bir ara O'nu anlatırken kullanacağım bir isim bulmalıyım. Öylesine bir isim vermek istemediğim için bu azıcık zaman alacak.

Şimdilik bu kadar. Daha da ve sürekli yazmak istiyorum ama bazı şeyler bana kalmalı bazıları da sonraya.

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Yolcu


Bir silah sesi bir de çilek kokusu. O geceye dair sebepsiz hatırlatıcılarım bunlar. 

Ben hiç kimseyi askere göndermedim. Teoride 4 abim var zaten 3'ü ben çok küçükken gidip geldiler. 4'ün akıbeti hiç belli değil. Ondan bu ilk oldu. Damla'nın kardeşi. Geçen hafta. Anneme söylediğimde oraya gitmek istiyorum diye fazla anlayış gösterip bir gün önceden götürdü beni. Damla'lara, O'nun da gittiğine ilk şahit oluşum bu. Benden önce bir kez daha gitmiş sanırım. Onca yıl geçti ve onların bir araya gelmesi bu kadar geç olmamalıydı. Her neyse öyle kalabalık ve yoğun bir zamanda kalmayı düşünmemiştim, biraz fazlalık olurum diye. Sanırım oldum da kaldım çünkü. Belki olmamışımdır yine de öyle hissettim. Sadece his yani.

Çok garip bir şey ya birini askere göndermek. Sürekli silah atmak mı denir kurşun atmak mı bilmiyorum onu yaptılar. Sese alışsın diyedir diye düşündüm önce, sonrasında cesaret versin diyedir dedim. Karar veremedim. Bir "erkeği" daha da "erkek" yapmak mıydı askerlik? Aslında mesele erkek olmasında değildi sadece aklımı dağıtmak için düşündüklerimdi onlar. Aylarca evinden uzağa, çok başka bir ortama gönderilen gençler. Gidip dönecek belki hiç bir şey olmadan ama öyle korkutucu bir şey ki askerlik. Sonuçta gittiği yer belli. Neler olacağına dair hiç bir fikri olmuyor insanın ve ondan gelecek her haberi dikkatle dinlemek istiyorsun. O'nun kardeşi, benim kardeşim. İyi bir şekilde dönecek umarım. Hem beklenilen zaman çabuk gelir ya da sayılı gün çabuk geçermiş neyse işte. Dönecek geriye, buna inanmak istiyorum.

Yine de asker gönderirken yasaklanması gereken şeyler olmalı. Veda zamanında mesela ya da öncesinde. İnsanları anlıyorum çoğunlukla gelenekten otobüse kadar falan geliyorlar ama yine de sonuçta çocuk gidiyor lan bırakın ailesi ile vakit geçirsin. Bir de otogara gelen davulcular meselesi var, hiç girmek ve görmek istemediğim bir mesele.

Onun dışında anneler günü kutlamalarım abimin de gelişi ile evden kaçma isteği doğurdu bende. Şu geçenlerde tartıştığım abim. Eve gelen yeğenleri de toplayıp inek otlatmaya gittik. 4 tane ineğin başında dengesiz bir şekilde 7 kişi bekledik ama olsun. Ablamların desteği ile ufak ufak abimle tekrar atışmış olmam mümkün, çeşitli konularda. Eve döndükten hemen sonra oldu bu. Karşısında sadece ben değil ablamlarda olunca pek uzun sürmedi. En çok o anı sevdim, o güne dair. Sonra topluca gittiler zaten. Geriye bir ablam kaldı sadece. Onunla da her şey sıradan geçti.

Anneme aldığımız hediyeler o kadar benziyor ki ablamınki ile. Sanki aynı mağazadan beraber almışız gibi. Bunu kardeşlik içgüdüsüne bağlayıp geçiştirdik.

Bugün çok dengesiz hava. Günün bir kısmı Damla ile geçti. Kalan kısmı da stajda. Tekrar anlamış oldum ki benden öğretmen falan olmaz. Genel olarak öğretici taraf değilim. Hep çocukların işlerini ben yapıp durdum. Sözde onlara öğretmem gerekiyordu.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Bende bu abi varken

http://www.muhalifgazete.com/67825-Sibel-uresinden-akilalmaz-cikis.htm

Şu link var ya. Ben bunu facebook'ta paylaştım. Abim görmüş aradı beni. Zaten telefonu görünce şaşırdım, beni normal şartlarda arayan biri değil kendisi. (Bu abim aynı zamanda annemin doğum gününde aradığım ve ben kardeşin olan EfsuN demek zorunda kaldığım şahıs.) Anca böyle işi falan olur öyle arar. Ya da aramaz daha çok. Neyse aradı bu yazıyı okumuş. Gelmiş bana bazı kadınlar dövülmeyi hak ediyor diyor. Bildiğin tartışmaya başladık. Bazı kadınlar hak ediyormuş. Buradan yengeme geçtik. Amcamın eşi olana. Sonra benim meşhur boynuztakan yengeye geçtik. Ben yaptıkları yanlıştı boşasınlar o zaman diyorum, boşanmak kolay değil. Erkek boşanmayı 10-15 yıl atlatamaz zaten yaşlanmış oluruz falan filan diyor. Ben bana savunamazsın hoşuna gitmiyorsa boşa, yoksa sus katlan ama savunma bana bunu diyorum. Yok bir türlü susturamadım.

Sonra bekara karı boşamak kolay dedi. Başka konuya kaydık böylece: evlilik. Hiç bir şey bilmiyorsun, evlenince anlarsın falan dedi. Önce evlenmeyeceğim dedim. Hala susmadı. Hatta İslam bakışı arttı. 2 kadın alma mevzusuna da girdik. Bana bir güzel onu da savundu. Kadın çocuk doğuramıyorsa alır dedi. Çocuğu evlatlık alsın ya da taşıyıcı anne bulsun dedim, oradan saldıramayınca. Kadın erkeğin cinsel ihtiyacını karşılayamıyorsa ya geçti konu. Boşa o zaman dedim yine. Başa dönmüş olduk böylece. Boşamak kolay değilmiş. Lan o zaman ta baştan evlenirken iyi seç. Cevap vermedi bu sonuncuya. 

Hala devam edince tamam dedim yeter ben Ateist ile evleneceğim. Aslında bunu söylemeyecektim, lezbiyenim ben kapat telefonu diyecektim. Diyemedim onu zaten bilmiyor Dinden biraz daha konuşmayı kaldıramayacaktım. Daha da Dine derine girdik ya. Cehenneme gideceksin yani dedi. Oha dedim o gidince bende mi gidiyormuşum. Buna da cevap vermedi. Tartışma daha da devam ettikçe yeter artık sen Yaratan mısın da nereye gidip nereye gitmeyeceğime karar veriyorsun, benim içimden geçeni de düşüncemi de O biliyor dedim. Bu defa neresinden bulup çıkarttıysa, bu sözü Ateist'ler Müslüman'ları başlarından savmak için söylüyormuş. Bir de aynen şunu söyledi, "sen zina yap her türlü günahı işle sonra benim kalbim temiz de o beni biliyor de". Lan Ateist'in zaten Allah inancı yok. "O biliyor" der mi hiç?

Sonunda tekrar çok eşliliğe döndük. Hala bana bunu savundu sana Ayet'lerini atacağım onun, söyleyeceğim bakarsın dedi. Gerekirse açar kitabı okurum ben dedim. Epey bir zaman sessiz kaldı telefonda. Sonra eee ne yapıyorsun dedi. Kaldım böyle. Hiç yurttayım dedim. Kapattı. Beş dakika geçmeden aradı gene. Bir site söyledi bak buradan dedi. Ben buralardan okumam gerekirse açar kitaptan bakarım dedim tekrar. Onun anlamı ben buna bakmam eşşoğlu eşek demek dedi. Neresinden uydurduysa. O senin düşüncen benim söylediğim değil, gerekirse açar kitabından okurum internetten okumam bunu dedim. Bir kaç ufak atışmanın da sonunda kapatabildi.

Önce o kadına -şiddeti savunana- sonra da abime sinir oldum. Bu sinirde bir türlü geçmek bilmiyor. Kendime güvenimle, kendi hayatımı kurabildiğim zaman arkama bile bakmadan kaçıp gideceğim onların hayatından. Yoksa bu böyle olmuyor. Böyle bir düşünceye de böyle bir insanlığa da katlanmam mümkün değil.

2 Mayıs 2013 Perşembe

O da herkes gibi


Herkes kendi gibi olunca özgürlükler kısıtlanıyor bir yerden sonra.

Birileri benim önerdiğim bir şeyi beğendiğinde çok mutlu oluyorum ya. Gerçi bunun bana özel olma şeyi de var. Oda arkadaşlarımdan birine -homofobiklerden değil- bir süredir film ve kitaplarda tavsiye veriyorum o da sağolsun pek kuzu, izliyor ya da okuyor. Ne hikmetse onları çok beğenmiş. Her yeni geldiğinde senin önerdiklerin çok iyiydi başka bir şey daha versene modunda. Böylece ona verecek yeni şeyler bulma zorluğu çekmekteyim. Neyse ki bir süre daha idare edecek kadar filmim daha var. Neyse sonuç olarak önerilerim beğenilince kendimi çok iyi hissediyorum nedense. Hey ben garip değilim bak o da beğendi diye.

Travestiye benziyor diye bir hakaret biçimi var. Bu inci homofobik arkadaşımdan döküldü. Bahsetmiştim sabah sabah bir şey yüzünden atıştığım kız. Neticede oda arkadaşım. Bir süredir her yaptığı hareket gözümde o kadar büyüyor ki kızdan yakında nefret etmeye başlayacağım. Odaya ilk geldiğinde her konuda bilgisi olan gayet kültürel yönden gelişmiş bir kız diye düşünmüştüm ben bunu. İçine girdikçe aslında o da herkes gibi kendi doğrularından başkasını kabullenemeyen, objektif bakışı olmayan, çoğunlukla erkekleri savunan bildiğin klasik biri oldu işte. 

Şu ara sinirlerime oynamasının dışında bir şeyi de yok. Ben uyurken bu kız ne zaman odaya gelse uyandırıyor arkadaş. Nasıl ediyor bilmiyorum ama yapıyor bunu ya. Hiç dikkat etmiyor çıkardığı gürültüye.

Haftaya köye gitmeyi planlıyorum. Annemi göreceğim, özledim onu ya. Bir de anneler günü. Aslında anneler günü kısmı tamamen tesadüf ama yine de o gün yanında olacağım işte. Ne hediye alacağımı bilmiyorum. He hediye alır mıyım onu da bilmiyorum. Bende hediye sayılırım bir yerde değil mi ama?

Herkes tek ders sınavına kalabilirsen hocalar seni geçirir diyor. Mesele tek derse kalabilmekte diyemiyorum. Şimdi bir de bu adam tezde seneye görüşürüz dedi ya hani bu kalırsa benim tek derse kalmam mümkün değil. Doğal olarak matematikten geçemediğim için bir yıl daha burada duracakmışım gibi geliyor. Neler olacağını şimdiden kestiremiyorum. Damla ile yaşayacağım bir hayat istiyorum. Kurduğumuz hayaller gerçek olsun istiyorum. Abimlerim yanına taşınmak falan istemiyorum. Gelecekten korkuyorum ben hala.

26 Nisan 2013 Cuma

Güncelleme

Bir gün daha fazla yaşayacak olsam yine sen ol isterim yanımda.

Başlığa bakınca daha farklı şeyler yazmamı bekledin dimi? yok öyle bir şey beni yazıyorum her zamanki gibi.

Şu geçen yazımda bahsettiğim tezi bırakıp kaçma olayım vardı hani. Kaçmak yetmedi. Hoca beni çağırmış yanına, gittim. Toplantılara hiç gitmediğim için o kadar kızdı ki. 1-0 yenik başladın dedi bana. Kalırsın dedi, neyse inceleyelim dedi son olarak. Köşedeki sehpasından aldı tezimi. Sonra teee yıl başında yazdığımız konularımızın olduğu kağıdı bulup çıkarttı bir yerden. Sonra baktı ben konumu değiştirmişim. 2-0 oldu dedi. Kısaca özet geçeyim tüm kelimelerini hatırlamıyorum "seneye görüşürüz"...

Şimdi onun hafifliği var üzerimde. Anneme nasıl söylesem acaba bir sene daha uzadı bu okul diye. Karar verememekteyim. Yine de içimden bir şey hoca sadece seni korkuttu diyor ama hadi bakalım.

Bugün saatlerce yürüdüm. O kadar çok yürüdüm ki yurda dönüş yolunda ayaklarımın acısından başka hiç bir şey hissedemez oldum. Ankara'ya yaz da gelmiş belli yani. Sıcak beynime olmadık etkiler yaptı sağolsun.

Bir de dönüşte erik aradım marketlerde. Can erik denilen artık nasıl olduysa sararmış erikler bile oldukça pahalıydı. 3 hafta sonra aynı fiyata 8 kilo erik alabilecekken şimdiden alıp o hataya düşmek istemiyorum. Ama erik yemek istiyorum. Benim güzel yurdum da getiriyor da o sarı olanlardan işte. Ben sarı istemiyorum.

O değilde farmerama oynuyorum ya ben hani. Tarla, ek, biç, dik, olanından. Lan bir sürü parayı az önce başka bir ürün zannederek yanlış yere yatırdım ya lan! Aklım nerede hiç bilmiyorum ya.

Neyse güncel bilgilerimi de bıraktıktan sonra şu iki video beni akşam hayrete düşürmüştü. Game of Thrones'in efektlerini göstermişler. Çok iyi ya!