9 Şubat 2017 Perşembe

Malzeme yok...

Aramızdaki boy farkını "malzeme yok" diye anlatan dünya tatlısı bir sevgilim var. Buradan da göreceğiniz gibi o tıfıl şey ben oluyorum. Kollarında huzur bulduğum, sarıldığında güvende hissettiğim kişi ise sevgilim...

Hayatta kendinizi tamamlanmış hissedeceğiniz anlar olur ya. Yani gerçekten başka hiç bir şeye ihtiyaç duymaz, eksikliğini hissetmezsiniz. İşte tam öyle anları yaşıyorum son zamanlarda. Yetmeyen tek şey vakit şu an. Öyle deli gibi bir şeylere koşturayım halini geride bırakıyorum biraz. Düzenlemeye çalışıyorum bir şeyleri, iş planlama gibi. Bu anların içinde de en çok Okyanus'a vakit bırakmak istiyorum. Biliyorum defalarca yazdım ama kesinlikle O'nunla geçen vakit yetmiyor bana. Sabah, öğlen, akşam sürekli O'nun yanında olmak istiyorum.

Kısa bir özet geçersem iş kısmı maaşım dışında oldukça iyi. Umarım bozulmaz tabii de bir yılı geçti çalışmaya başlayalı ve iş yerinin bütün kontrolünü ele aldım gibi bir şey oldu. Bir sürü sorumluluğum var kabul ediyorum bazen yetişemiyorum ama idare ediyorum bir şekilde ya. Ve bunu yapabilmek hoşuma gidiyor. Sanırım biraz başarma hissini şe ediyor. Emin değilim bu duygudan ama bir şeyler yapabilmek çok güzel. Diğer taraftan patronumun davranışları da değişti. Ya bana gerçekten güvenmeye başladı ya da bırakıp gitmeyeyim diye iyi davranıyor. Bilemiyorum ama dediğim gibi iyiyim şu an orada ya.

İş dışındaki hayatımda yeni bir görev aldım kendime. Çalışmak yeterince kesmedi de beni(!). Bir sürü oyun oynadığım bir gerçek zaten. Oyun delisi manyağın tekiyim. İşte bu oyunlardan birine moderatör oldum. Forumda kullanıcı mesajlarını falan düzenleyip duruyorum yani. Daha önce üniversitedeyken yapmıştım buna benzer bir görev ama o daha çok support ekibinde olmaktı. Yani eskiden yaptığım daha kolaydı. Oyuncuyla uğraşmıyordum çok. Belirli cevap kalıpları vardı onları seçtiğin zaman kolaydı herşey. Şimdi günde 50 tane manyak olay geliyor. Hepsiyle uğraş dur...

Yapmak istediğim bir sürü şey var ya. Ama oturup hiç bir şey düşünmeden hayal kurmak istiyorum bazen. Ama bütün hayallerimde Okyanus var ki zaten o benimle. Hiç birine gerçekten güvendin mi? Yani ailenden, arkadaşlarından daha çok ya da aklına kim geliyorsa işte. Ben bunu hissediyorum güvende, mutlu ve gerçekten huzurluyum. Hiç olmadığım kadar hemde...

20 Aralık 2016 Salı

Aşk

Sana hiç O'nu anlattım mı blog? Okyanus'u? Nasıl sabahları kokusuyla uyanıp güne mutlu başladığımı... Şu değişen saat uygulamasında karanlık sabahlarımı aydınlattığını?

İşte huzur bu diyeceğim kadar çok sarılıyorum ona. Zira yazın değil sarılmak yanında bile duramıyordum. O ne biçim cehennem sıcağıdır ya. O ne nalet ne sinir bir şeydi öyle. Ama şimdi öyle mi? Havalarda azıcık soğukken sıcaklığına sığınmak gibisi yok. Öyle tatlı uyuyorum ki bir süredir. Ciddi ciddi huzur bu diyorum ya. İnsan daha ne ister ki?

Aynı evde yaşamakta çok güzel mesela. Yanında rahat olmak. Mesela ben hiç kahkaha ile gülmemişim şimdiye kadar. Onunla o kadar çok gülüyoruz ki, şimdiye kadar eksik kaldığımı fark etmemişim bile. Bunun gibi daha bir sürü küçük şey var hep ıskalamışım dediğim... O'nunla olmadan hiç fark etmemişim bunları.

Her sabah iyi ki varsın diyorum güne başlarken... İyi ki geldin hayatıma... İyi ki buldun beni, sayende her şey güzel şimdi...

9 Kasım 2016 Çarşamba

İyi o zaman blog yaz.

-Şimdi senin hiç işin yok mu?
- Hayır tamamen boşum.
- İyi o zaman blog yaz.

Dumur olunan anları sorsalar doğruca bunu yazarım. Haftalardır eve iş getiriyorum. Kendi çalıştığım yerden değil dışardan aldığım işler. Haliyle gündüzlerim kadar akşamlarım da yorucu ve yoğun oluyor. Doğum gününün ertesi gününe yazmaya söz vermiştim, tutamadım. Olsun gol güzel yerden geldi.

Doğum günü geldi geçti böylece. Planlama kısmına haftalar önce başlayıp neticelendirmeye ise daha kısa zamanda kavuştum. Önceleri ufak ufak para aşırıp saklıyordum ama yakalandım. O da doğum günü için şe ettiğimi öğrenmiş oldu. Sanırım karşısında hiç kızarmamıştım. Sonrasında paranın olduğu yerden uzak durmasını söyledim. Madem bir şeyler karıştırdığımı biliyordu hediyelerini de iş yerinde bıraktığımı söyledim. Bıraktım mı? Tabii ki hayır! çekmecemde çikolata bile durmuyor onlar nasıl dursun. En başta düzleştirici ve maşa tarzı şeyler bakıyordum. Sonra fiyat hesabı yaparken ben bu parayla bir sürü şey yaparım bunun yerine deyip vazgeçtim. Ufak ufak ama mutlu edeceğine inandığım şeylerin peşine düştüm.

En başta likör var. Okyanus kahve hastası biri olarak kahve likörü baktım. Hiç bir yer satmıyor! En son sayısal loto falan oynamak için sık sık gittiğim bir yer vardı oraya sordum getirtebileceğini söyledi. Katalogta adı yazıyordu ama ne likörü olduğu yazmıyordu. Kahve likörü ise mutlaka getirin bunu dedim o da tamam dedi. Bir hafta sonra geldi de. Hiç okumadan alıp eve getirdiğim şey kremalı bir likör çıktı! Nasıl panik yaptığımı anlatamam. Okyanus o haftasonu ailesinin yanına gitmişti, iki günde nasıl yenisini bulurum diye interneti alt üst ederken bir video buldum. Herkes bu kremalı şeyin kahve ile çok güzel olduğunu yazmış. Bizde de filtre kahve yapan bir makine olduğuna göre böyle kurtarırım ben bu durumu deyip likörü karanlık odaya sakladım.

Kestiremediğim ufak olay ise evde makinede yapılacak türden kahve olmayışıydı. Çözünebilir bir kahve ile de onu mahvetmek istemiyordum. Burada Okyanus'un kardeşine yalvarmış olabilirim. Zira nalet olsun diyeceğim bu minnak şehirde şu meşhur kahve zincirlerinden yok. Başka bir tane var onlarda da filtre kahve yok. Neyseki kardeşi getirip eve gizlice sakladı. Yani normalde gizli olan kısım dolabım. Bırakmış işte ne güzel. Buradaki şansım Okyanus'un odamıza pek gitmemiş olmasıydı. Yoksa kokusundan bulurdu o onu. Bulduysa da çaktırmadı bir şey.


Doğum günü çocuğuna pasta almamak olmaz. Yine Okyanus'un kardeşinin yardımlarıyla buranın en iyi pastanesi neresidir öğrendim. Bir hafta önceden öyle bir sipariş veren eminim yoktur. 4 Kişilik yerine 2 kişilik pasta yapsalar her gün gidip pasta alacağım kadar sevdim orayı.

Asıl hediyem ise panduf. Basit dimi? hemde çok. Ama küçük ve ihtiyacına göre olsun istedim. Gerçi onu bulmakta bile zorlandım! İnternette bile yoktu ya. Kış bir tek bize mi geldi anlamıyorum ki. Sonunda seveceği şeyi yine mağazaları dolanarak buldum ama zordu yani bu da. Şimdi Panduf kutusunda ona aldığımız yatağı beğenmeyen Duman paşa yaşıyor.

Likör konusunda değinmek istediğim bir konu var. Lan ne nalet bir şans ya. Benim zorla getirttiğim likörü hiç beklemediğim bir süper marketin (yok canım migros falan değil bayağı yerel) rafında hemde yanımda Okyanus varken gördüm. Hemde daha ucuza! Yüreğime indi resmen, içime öküz oturdu sanki. Lan ben bilsem o kadar uğraşır mıydım ya. Parasında değilim de bulamamak var ya. İşte o hep yanlış anlaşılmadan. Bu likör getirmeyen adam demişti ki son kullanma tarihi çok yakın bunun ondan getirmiyoruz. Şişenin üzerinde açıldıktan sonra 24 ay içinde tüketin diyor ya! Tamam son kullanma tarihi öyle asırlarca değil ama uzun işte ne demek yakın! Manyak adam. Yıldönümünde de böyle vazgeçirmişti beni.

Huh. Neyse Muhteşemdi doğum günü. Yani umarım. Bence mutlu oldu ya. İnşallah... 

İyi ki doğdun meleğim...

2 Ekim 2016 Pazar

Ben şimdi ne diyeyim ki sana

Evet uzun zamandır haber vermedim ama kedimizi aldık! evet bir kedimiz var. Bir süredir var. Son yazdığım hafta gelmişti bize. Ondan sonra çok fazla şey yazamadım. Yazmak istemedim. Bir süre erteledim. Sonrada salakça bir yoğunluğa girdim. Sırayla başlayalım ama Duman'dan.

Evet klasik olarak gri bir kedi ve adını da Duman koymuş önceki sahibi. Bir süre yeni isim düşünsekte bulamadık ve o süre içinde çoktan alışmıştık adına. Adı Duman kaldı. İlk olarak onu Okyanus'un annesinin evine almaya gittik. Evde biraz bizden kaçıyordu ama kendi haline bırakınca bayağı oyuncu oldu. Gece boyunca biraz uyuyamadık gibi bir şey. Ertesi gün kendi evimize gelmek için otogara geldik ve ben büyük konuşmamın cezasını ödedim. Hayatta bagaja vermem dediğim kedimizi bagaja koydular bende lafını yemiş biri olarak yol boyunca camdan onu gözetledim. Biraz da birinin onu almasından korkuyordum. Geldiği gibi eve uğramadan veterinere gittik. Başında yaralar vardı ve hiç bir aşısı yapılmamıştı(!) biz en azından bir kaç aşısı var diye biliyorduk ama bayağı yoktu işte. Önce parazitler yaptırılmalıydı. Tırnakları kesildi ve iç parazit yapıldı. Biz bu arada dış parazit yapıldı diye biliyorduk ama yapılmamış sonra geleceğiz buna. Başındaki yaralar için hunisi takıldı ve sanırım onu depresyona soktuk. Yapmak istediği şeylere hep engel olan bir huni vardı başında. Sanırım orada bizden nefret etti. Bir iki gün sonra ise pirelerinin varlığını fark edip dış parazitin unutulduğunu anladık! Apar topar doğruca veterinere gidip biraz parladıktan(!) sonra dış parazit yapıldı. Bayağı unutmuş yani yapmayı. O gece sanırım hayatımızda en uzun gecelerden biriydi. Duman sürekli kaşınıyor ve uyumuyordu, uyutmuyordu. Onun öyle acı çektiğini gördükten sonra kıza ve veterinere epeyce sövdüm. Çünkü rahat rahat kaşınmasını önleyen bir huni vardı ve kendini yaladığını sanarak sürekli o plastiği yalıyor ve kaşıyordu. En son hatırladığım anda kedinin kendini kaşımaya çalıştığı yerlerini kaşıyordum. Böylece biraz rahat uyudu. Ertesi gün neredeyse bütün kaşıntısı geçmişti ve yerler dökülen pirelerle doluydu. Burada Okyanus'u çok yalnız bıraktım yani resmen hiç bir şeye yardım edemedim ya. O tek başına bütün evi temizleyip Duman'la ilgilendi. Bende salak salak işe gidip geldim.

Duman'dan bahsedecek olursam çok tatlı bir kedi. Sanırım artık 5 Aylık olmak üzere. Bize bayağı yakınlaştı ve kendini sevdirmeye başladı. Alıştığım kedi türleri gibi değil. Yani şimdiye kadar gördüğüm bütün kediler kucak delisi ve kendini sevdirirdi bu öyle değil. O canı isteyince geliyor gidiyor. Kucağımda en fazla bir dakika kalıyor ve uzun süre sevemiyorduk. Şimdi uykuluyken sevebiliyoruz. Bize yakın olmaya bayılıyor ama. Mutfağa gidiyorsam hemen geliyor yanımda duruyor. Ya da arka odaya da. Her yerde yakın olmak istiyor ama temas istemiyor. Dar alanları bayağı seviyor. Koltuğumuzun arkasında uyuyordu genelde bugün ise bütün gün bizim yatağımızda uyudu. Sanırım kış geldi. Oyun oynamayı oldukça seviyor ona ait büyük ve bolca hışırtı çıkaran poşetleri var onlarla oynatıyoruz genelde çünkü oyuncağı pek fazla yok. Tırmalama tahtası ise oldukça lazım. Her yerde tırnaklarını şe ediyor çünkü.

Onun sorumluluğunu almak ise çok ayrı bir olay. Okyanus bu konuda benden daha iyi. Özellikle devamlı kedi ve çocuk isteyen ben iken o daha iyi bir anne oldu. Ne var yani o da bizim yavrumuz gibi. Ben çizginin kötü tarafındayım daha çok. Yine de Okyanus'u onunla ilgilenirken görmek çok güzel. Kuşumuza gelince Duman meraklı bir şekilde etrafında dönüp duruyor. Biz evde değilken yalnız bırakmıyoruz onları. Kuş çoğunlukla başka odada kalıyor ve onu da özlediğimi fark ediyorum.

Hayatımın diğer kısmı yani işimde durumlar pek iyi değil. Önce dışardan bir iş aldım. Sürekli iş yerime gelen bir abi vardı. Ufak tefek işlerini hallediyordum. Bir akşam iş çıkışı kendi dükkanına çağırdı ve bir site işi olduğunu yapıp yapamayacağımı sordu tamam dedim yaparım. Sistem oldukça basit aslında. Şablon sistemi olan bir sağlayıcıdan alıp sadece içeriği dolduruyorsun. Blogspot gibi işte. Genel tasarım seçip eklemeler yapıyorsun. O daha çok alışveriş sitesi gibi. İş hayatım böyle yoğunlaşmaya başladı. Her akşam evde o sitenin tasarım ve ayarlarını yapıyordum. Gece 2 gibi uyuyup sabah 7'de kalkıp işe gidiyordum. Sonra iş yerime istemeye istemeye almak zorunda kaldığımız bir iş ise büsbütün her şeyi yoğunlaştırdı. Gece gündüz işkolik gibi oldum. 

Sitenin büyük kısmı bitti ufak ayarları kaldı ama şuan gerçek işimdeki şey deli gibi stes altında bırakıyor beni. Gün nerede başlayıp nerede bitiyor hiç anlamıyorum. Bu iş yüzünden iş yerine gelen diğer müşteri ve işlerle ilgilenemiyorum. Kadın olan patronum işe gelip gitsede çok yardımcı olamıyor. Bebek varken zor tabii ama gerçekten yardıma ihtiyacım var. Bu gelen iş çok ağır ve sürekli eklemeler geliyor. Yani bir şey yapıp ona yoğunlaşamıyorum sürekli ekleme geliyor. Bir taraftan davetiye hazırlıyorsam öbür taraftan afişlerini, programlarını ve her şeyini hazırlıyorum. Her bir ürün için vakit kısıtlı. Artık beynim durmuş halde. Beş saniye önce ne yaptığımı ne söyleyeceğimi unutur hale geldim. Devamlı bir gerginlik var üzerimde bir şeye patlamak üzereyim. Her şeye yetişmeye çalışırken hiç bir şey yapamıyorum. Aklım özellikle çok dağınık. Liste yapmaya çalışıyorum ona göre gideyim işte diye ama o bile kafamı toplamama yetmiyor. Ve hata yaptım. Bir şeyin baskısında yanlış gönderdim. 

Evet önemli bir ayrıntı. Kovdurmaz beni belki çünkü tek personelleri benim ve her şeyin yönetimi bende. Özellikle bu iş bitmeden yapamazlar. Ama maaşımdan kesmeye kalkabilir. Bu durumda sanırım kavga edeceğim böyle bir şey yapmaya kalkarsa. Aklımdan geçen bu. Çünkü biliyorsun zaten maaşımı eksik veriyor. Bu iş temposunda çalıştığım için bu ay bir miktar fazla verecekmiş maaşımı ama o bile asgari ücrete çıkarmıyor beni ve bu iş için gelecek olan toplar gelir miktarını gördüğümde (masraflar çıktıktan sonra bile çok çok önemli bir miktar) bana verdiği o ufak bir fark bile hiç bir şey ya. Kendimi haksızlığa uğramış gibi hissediyorum. Evet bu hiç için çok geç kaldım. Ve hala salak gibi pısırığın tekiyim. Korkağım ya. Konuşamıyorum kendi hakkım olanı isteyemiyorum. Cesaretimi, güvenimi yitirmiş gibiyim.

Bu son yoğunluk sayesinde Okyanus'la da ilgilenemiyorum. Gereksiz yere ona kızıyormuşum gibi hissediyorum. Kızdırıyormuşum gibi ya da kırıyormuşum gibi. Duygularım ve aklım o kadar salak bir durumdaki kendimi yatağa atmak ve bir daha çıkmamak istiyorum. Genel bir bıkkınlık var üzerimde. Hiç bir şey yapasım yok. Evde kalmak ve bütün günü Okyanus ile geçirmek istiyorum hiç bir şey düşünmeden...

25 Ağustos 2016 Perşembe

Gel pisi pisi

Evet belirgin duyguları hissettiğimde daha çok yazmak istediğim doğrudur. Bunlardan ilki iş yerimle alakalı, Kadın olan patronum doğum iznine çıktığından beri dükkanı ben idare ediyorum. Yani her şeyi ile ilgileniyorum. Yetmiyor bunların pazar/ev alışverişlerini de yapıyorum. Çocuğu da kursa bırakıp alıyorum. İşte her şeylerini yapmak böyle bir şey. Buna rağmen hala asgari ücrete çıkamamış olduğum da doğrudur. Bunların da üzerine kesinlikle onların eşyalarına dokunmam, kasadan para almam. Simit bile alacaksam dokunmam o bozuk paralara. Ama markete gitmem gerektiğinde, ufak bir şey almam gerektiğinde kendi cebimden verdiğim doğrudur. Böyle de salağım işte. Son zamanlarda kitap baskısı yapacağız. Kapak tasarımını da ben yaptım. İç dizgiyle uğraşırken fark ettim ki içeride kapak tasarımını yapan kişinin adı yazıyor. Bir iki kitaba daha baktım hep şahıs ismi. Benim işte bu ya! Nasıl sevindim ama. Benim işimin kötü tarafı bu. Bir şey yapıyorum ve sokaklarda dükkanlarda her yerde görüyorum onu ama kimse benim yaptığımı bilmiyor. Bu yaptığım ilk kapak değil tamam ama ilkinde başkasının adına yapmıştım ve iç dizgiyi hiç görmedim ben. Neyse buna da yazdım kendi adımı. İlk defa bir şeyi benim yaptığım bilinecek diye de kendi çapımda sevindim. Basım yeri olarakta şuan çalıştığım firmayı yazıp onay için doğum izninde olan patronuma fotoğrafını çekip attım. Kapak tasarımı da ......... olarak düzenler misin demiş. Çalıştığım yerin adına işte. Nasıl bozuldum ama oturup ağlayacaktım ya. Tam yemek izninde yazdı bir de. Evdeyim yanımda Okyanus. Tamam önemsiz bir şey sadece isim sonuçta. Ama bu hafta boyunca her akşam bu salak iş yeri için geç çıkmışım ben. Bütün dükkanı da ben idare edip her işin peşinden ben koştururken sadece bir yerde benim adım yazsa ne olurdu ki? Nasıl kırıldığımı tarif edemem yani. Buna rağmen o akşam yine geç çıktım işten ama bu da son olsun dedim. Bir daha işi kendimden önce tutmam. He bu sözümü tutabilir miyim bilmiyorum ama bu davranışı içimde bir şeyleri kırdı.

Birde deli gib kedi seven biriyim ben. Okyanus'un kardeşinin arkadaşının ablasının arkadaşı, bir kedi sahiplendirmek istiyormuş. Evet çok dıdısının dıdısı oldu dimi? Neyse. Okyanus kedilere pek sıcak değildi eskiden. Onun sevmeye başlamasından sonrada biz muhabbet kuşumuzu sahiplenince (bahsettim mi bilmiyorum Okyanus'un annesinindi bize geldi) kedi düşüncesini epey uzun zaman için rafa kaldırdık. Ben her video izlediğimizde falan kedi istiyorum diye Okyanus'a yalvardığımdan olsa gerek -Burada hatalıyım biliyorum- o kendini çok kötü hissetmiş. Bu dıdının dıdısı olayını öğrenince de hemen bana sordu. Direk atlamadım tabii olaya, kedi bakmayı oldukça masraflı olur diye düşünüyordum. Başta olmaz dedim. Sonradan da tamam dedik ve dün akşamdan beri kedi hayalleri kuruyoruz. İsmini düşünüp, mama kabını kumunu koyacağımız yere kadar hayal kurduk resmen. Bugün taşıma çantası, mama vs almak için veterinerle bile konuştum. Amma velakin tamda bugün sahibi kediyi satsam mı diye düşünmeye başlamış. Şimdi nihai kararını bekliyoruz. Kedinin cinsi scottish fold. Hiç kedi alamayız düşüncesinden bir anda kedi almak istememizin sebebi sadece bu cins oluşu, çünkü kuşumuzu da çok seviyoruz (isim takıcam ona evet) ve ona zarar vermeyecek bir kedi türü varsa o da budur diyerek oluşan bir heves yani bu. Hayvanları para ile alma taraftarı değilim kesinlikle, yani pet shopa gidipte para vermem yada şuan sahiplendirecek kişi satacağım bunu derse vermem çünkü bu durumu oldukça yanlış buluyorum. He yaptırdığı aşı parasını isterse bir şey diyemem bak. Neyse ya. Bu bekleyiş insanı biraz çıldırtıyor. Evet sana şuan aklımdan bu konuyu atamadığım için yazıyorum. Çünkü işe odaklanamıyorum. Neyse az daha bekleyip veterinerle konuşayım bari almaycağız diye. Sonra da kedi sahiplendiren falan varsa onlara bakayım...

23 Ağustos 2016 Salı

Milyon kere Okyanus

Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
Oh ne iyi
Ayten'li içkiler içip
Sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi
Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi
Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada
Aşkın adı Ayten olsun

-Ümit Yaşar Oğuzcan


Bir şiir yazsam ben bunun gibi bir şey olurdu. Aklıma gelen bütün kelimelerin yerini Okyanus alıyor zaten. Hoş akılda bırakmıyor ki düşüneyim ondan başka şeyleri...

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Zubatmon

Söz verdim başlığı yapmasam olmazdı. Ki başlıktan da anlaşılacağı üzere pokemon oynuyorum. Puzzle yapıyorum ve film izliyorum. He bir de nefret ede ede işe gidiyorum. Nefretimin asıl kaynağı biraz da patronum. Çünkü maaş olarak hala asgari ücrete çıkamadım ve bugün yarın taşınacağım zaten diye bu konuyu konuşmaya da açamıyorum. Çünkü aptal vicdanım zamdan sonra işten çıkmaya el vermeyecek. Tabii birde içten içe reddedilmekten ya da tepki almaktan da korkuyorum. Yine de sinir bozucu. Bu yılın başından beri bana ödeyeceği miktar ile bir köpek aldı adam. Gerçi öldü köpek ve o zaman suçluluk hissettim acaba benim yüzümden mi böyle oldu diye. Şimdi de birine rüşvet olarak alacağı hediyeyi seçmem gerekiyor. Evet o da yıl başından beri bana ödeyebileceği miktara denk gelen bir hediye!

Huh. Tamam daha fazla şikayet yok. Taşındığımda hepsi geçip gidecek. Ayrıca yeni hedeflerim var. Yok canım benden memur olmaz ya. Puanım yerlerde sürünüyor ve 4-5 yılda alacakları bir iki tane eleman oluyor benim gibi. Onu da ben bi tarafımı yırtsam tutturamam. Yazılım alanının üzerine düşmek istiyorum. Sevdiğim ve yapabileceğime inandığım bir şey ama kurs almam lazım. Netten öğrenmek tam olarak bana yetmiyor. Öyle işte. Bundan bi 8-10 yıl sonrasında yurt dışına çıkmak gibi bir şey olursa orada da iş bulabilmem lazım.

Hayatımın başka kısımlarında öyle çokta bir fark yok her şey aynı sanırım. Bir tek fındık toplamaya gidemedim bu yıl. En çok gitmem gereken zaman olduğu halde. Annem kolunu kırdığı için ve yardım edebilecek kimse olmadığı için. Patronumdan izin almayı denemedim değil ama sağolsun kendisi bana cevap verme tenezzülünde dahi bulunmadı. Hala bir umut bekliyorum cevap versin diye. Yine de dürüst olmam gerekirse bir taraftan hiç istemiyorum gitmek ama diğer taraftan gitmem gerek kimse yok. Ve bazen işten çıkıp gidebilmeyi istemiyor değilim. İçimde kalan herşeyi söyledikten sonra vurup kapıyı çıkmayı işte. Evet çok hayal kuruyorum.

Okyanus ile herşey mükemmel demiş miydim? Her akşam eve döneceğim diye acayip mutlu oluyorum ya. Öğlenleri onu görebilmek için de yemeği evde yemeye başladım. Baya baya her şeyim oldu benim. En çokta huzurum. İstediğim an sarılabilmek çok güzel, mutfaktayken gelir bir anda sarılması da öyle. Sabahları usulca açtığı gözlerini görmekte. Onunla her şey güzel derken abartmıyorum yani. Gerçekten öyle. Ve herkesin dediği cicim ayı olayı da külliyen yalan. Bana göre yani. Daha rahat oluyor insan ama bizde bunun etkisi daha çok gülmek oldu. Hayatım onunla her yönden değişti ve güzelleşti. Bundan beş yıl sonra da on yıl sonra da böyle olacağımızı biliyorum. Seviyorum işte!!

Bugün doğum günü muhabbetine çok girmeyeceğim ama iyi ki doğdum bence! Okyanus'ta iyi ki doğmuş mesela. Anneme (annesine) teşekkür edeyim ben bi...

Mutlu kal blog...

Beyaz atlı prensesim...* :)